ŞENER ŞEN: SİNEMA YAPAN HER FANİ ELEŞTİRİYİ BİR GÜN TADACAKTIR

13 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, Röportajlar, Yazılar

Şener Şen, son filmi Av Mevsimi ile ilgili soruları yanıtladı ve projelerini anlattı.


- Yavuz Turgul bir film çekmese, sizi izleyemeyecek miydik?
- Yok, o yanlış anlaşılıyor…
- ‘Genelde onun senaryolarını beğeniyorum’ diyen sizsiniz ama?
- Yani çok çaba sarf ediyorum da… Beğendiklerim ondan çıkıyor, ne yapayım! Yoksa bütün gelen projeleri okuyorum. Zaten yaptığımız iş somut bir iş olmadığı için, gerçekten herkesin de memnun olması imkânsız. Biz tabii öncelikle kendi hislerimizin, duygularımızın peşindeyiz, yani bize iyi gelen şeyi yapıyoruz.

- Yavuz Turgul ve Şener Şen ikilisi bir çetedir, diyebilir miyiz?
- Sabıka kaydımız yok ki! (kahkahalar atıyor)

- Ama Türk sinemasında bazı oyuncu ve yönetmenler dışarıya kapalıdır; hep aynı isimler birbirleriyle çalışır, bir çeteleşme hali var gibidir…
Son dönem filmlerinize bakınca, toplam yedi film olmuş sanırım, böyle bir durum var mı diye merak ettim… – Sadece sinemada değil, hayatta her alanda vardır bu. Yani herkes anlaşabileceği, kolay iletişim kurabileceği, aynı dünya görüşüne sahip insanlarla bir arada olmak ister, bu çok doğal bir şey.

- İyi de hiç risk almaz mısınız? – Alırım niye almayayım?
Ama bütün bunların içinde bir tek ölçü var; heyecan duymam. Yani ben bu işi yaparken, kendimi de mutlu etme peşindeyim. O rolden tat alıyor muyum, o proje bana hoş geliyor mu? Bu çok aykırı bir iş ya da rol de olabilir. Bu tamamen bana gelen önerilerle ilgili bir şey.

Şener Şen adının ağırlığı altında kalmam

- Şener Şen Türk sinemasında özel bir yerde durur ya hep; bunun size zaman zaman ağır geldiği, ‘usta oyuncu olmanın ağırlığını’ hissettiğiniz olur mu hiç?
- Dışarıya böyle yansıyorsa ben bir şey yapamam ama benim hayata bakışım öyle değil. Yani böyle yüklenen anlamlar, fazla büyütmeler falan beni çok ilgilendirmez açıkçası. Hayatta yaptığım işten mutlu olmak diye bir kaygım var, bütün mesele budur. Neticede insanız; değişik işler yapıyoruz, ben de bunu biraz becerebilen insanlardan biriyim. Öyle Şener Şen adı da beni çok ilgilendirmiyor! Ya tabii ilgilendiriyor ama bunun ağırlığı altında kalmam. O zaman herkes kendine olağanüstü duygular yükleyebilir. Yani iyi bir köşe yazarı da kendini vazgeçilmez zannedebilir mesela!

- Yavuz Turgul dışında kimseye ‘Evet’ dememenizin nedeni, size hep benzer roller gelmesi mi, aykırı/uçuk roller gelmesi mi?
- Olaya sadece kendi oyunculuğum açısından bakmıyorum, bütüne bakıyorum. O bütününden ben tat alıyor muyum?

- Bir röportajınızda okumuştum; Yavuz Turgul fikirlerinizi söylemediğiniz için şikâyetçiymiş sizden. Aslında sorumluluktan mı kaçıyorsunuz?
- Ben bu işin yaratıcı tarafında değilim, yorumcu tarafındayım, yani icracı. Yavuz yaratıcı tarafında; yani senaryoyu yazıyor, yönetiyor. Biz oyuncular sıralamada bence üçüncüyüz.

KÖTÜ FİLM CANIMI SIKAR

- Bütün filmleri izleyen, sinefil biri misinizdir?
- Pek değilim ama takip etmeye çalışıyorum. Çünkü kötü film canımı çok sıkar, seyretmesi zordur.

Sinema yapan her fani, eleştiriyi bir gün tadacaktır!
- Nedir sıralama?
- Senaryo, yönetmen, oyuncu! Onun için senaryoyu kendim yazsam; Yavuz gibi de yapmam, kimseye danışmam, bildiğimi yaparım! Yavuz gene arada sırada yakınlarına sorar, güvendiği isimleri yoklar. Ben yapmam; daha katıyım. Bir gün film çekersem, kendim yazma koşuluyla yaparım. Ben ondan yanayım; insan ancak kendi yazdığını iyi çekebilir çünkü! Yönetmen olarak heyecanlanmak gerek, senaryonun seni tahrik etmesi lazım bence.

- Siz yönetmenin işine saygı duyarak kenarda duruyorsunuz…
- Tabii… Bende, karakterimden dolayı geleneksel sinemanın kurallarına uyma, hiyerarşiye saygı vardır. Bu yaşla ilgili değildir; ben bir yönetmene ‘Evet’ dediğim zaman; Yavuz’un dışında biri de olabilir bu, benden genç de olabilir, Yavuz’un setinde nasıl davranıyorsam orada da öyle davranırım. ‘Evet’ demem zordur ama ‘evet’ dedikten sonra yönetmene teslim olurum.

- 1975 yılında çalışmaya başlamışsınız Yavuz Turgul’la; benim doğduğum yıl! Merak ediyor insan haliyle…
35 yılda hiç mi birbirinize darılmadınız, gücenmediniz, gönül koymadınız; nasıl bir arkadaşlık bu? – Aaaa kırıldığımız, konuşmadığımız çok oldu…

- Öyle mi? Kimse bilmiyor bunu?
- E sizin yakın arkadaşınızla konuşmadığınızı da biz bilmiyoruz (kahkahalar atıyor). Bu bahsedilecek bir şey değil ki! – Anlaşamama noktanız işle mi ilgilidir hep? – Tabii; aynı fikirde buluşamamak, yorumda anlaşamamak gibi hallerimiz çok olmuştur. Bir sene falan küs kaldığımız bile olmuştur.

- Yavuz Turgul dışında Türk sinemasında beğendiğiniz yönetmen var mı?
- Çok parlak genç sinemacılar var tabii; Çağan Irmak, Ferzan Özpetek ve Fatih Akın’ı çok beğenirim.

MİMAR SİNAN OLACAK
“Mustafa Oğuz’un Mimar Sinan projesi var gündemimizde. Fazıl Hayati Çorbacıoğlu’nun 70’li yıllarda tiyatrolarda oynanmış bir oyunundan yola çıkılacak. Süleymaniye’nin yapılışı sırasında; o dönemin padişahıyla devrin en önemli mimarı arasındaki çatışmayı anlatan bir öykü. Çıkış noktamız bu ama yorum yönetmen olarak Çağan Irmak’a ait olacak.”

- Bundan sıyrılabilmek nasıl mümkün oluyor? Yani sizi oturttukları bir yer var ama siz bunu umursamıyorsunuz!
- Allah aşkına daha sade bakalım olaya…

- Buyurun bakalım…
- Ne dediniz az önce? 35 sene olmuş… O 35 senede iyi-kötü şu anda bulunduğum noktaya gelmişim ve şu nokta duruyor bir yerde. Buna da insan razı olur artık! Şu anda hiçbir şey yapmasanız ne olacak yani? Gene de iyi bir hayat değil mi yaşadığınız? E kötü de geçmemiş bu kadar yıl; büyük sıkıntılar, acılar, kederler olmamış…

- Hayat size iyi davranmış…
- Evet, iyi de anlaşmışız hayatla. Bence o kadar! Geriye baktığım zaman beni mutlu eden bir hayat var. Kendimle barışıklığım da bundan geliyor zaten.

- Gönül Yarası filmi zamanında siz ve Yavuz Turgul’la yaptığım röportajda Turgul demişti ki; ‘Bu beğeni ve beklenti işi zorlaştırıyor, özgürlüğümüzü kısıtlıyor, baskı yaratıyor…’
- Evet işimiz zorlaşıyor gittikçe, çünkü beklenti yüksek. Bir de ben tuhaf bir serüven yaşadığım için… Yani hem komedi oyunculuğu, hem başka oyunculuklara girdiğim için yelpaze geniş. Yelpaze geniş olunca da, ‘Bunu yaptı, şunu yaptı, bakalım şimdi ne yapacak,’ diye yüksek bir beklenti var. ‘Çok düzgün olma’ durumu da etrafı rahatsız edebilir çünkü herkesin hayatı çok düzgün değil! ‘Hata yap artık be adam’ beklentisi de var açıkçası.

Oynayacağız dedik oynadık, hepsi o kadar!

- Av Mevsimi’nin kariyerinizdeki yeri nedir?
- Daha çok yeni ama ileride tarih yazacak! Şaka bir yana, daha önceki rollerimden farklı; bu kadar diyebilirim. Bizim için bu konularda konuşmak ayıptır!

- Size ayıp değil!
- İşte öyle düşünmek de ayıp! (kahkahalar atıyor)

- Şöyle sorayım o zaman; senaryo geldi, okudunuz, içinizden ilk geçen neydi?
- ‘Senin sağın solun belli olmaz, al oku, oynayacak mısın oynamayacak mısın söyle,’ dedi Yavuz. Ben de okudum, ‘Oynayacağım,’ dedim, oynadık işte.

- El ovuşturmak, ‘aman ne güzel rol geldi’ diye sevinmek yok mu sizde?
- Tabii seviniyorum… Üç sene geçmiş Kabadayı’nın üzerinden, nasıl sevinmem! Bir de kadro çok heyecanlı. Bu işi yapmamda en büyük etkenlerden biri de; o içinde yaşanılan setin havasıdır, o ruh halidir.

- Cinayet masası dedektifleriyle çalışmışsınız…
- Doğru. Her mesleğin ortak vücut dili, davranış biçimi var. O ortak özellikleri yakalamaya çalıştık biz de.

- Senaryonun ilk hali çok başkaymış, hatta siz o hali daha çok sevmişsiniz.
- Evet Yavuz o ilk halini çekebilirmiş tekrar… İzlediğiniz filmde, bir kol bulunuyor, bir şeyler oluyor. İlk halinde ise olay başka yerlere gidiyordu. Yani çok daha karmaşık, girift başka yerlere dalıyorlardı. O da beni oyunculuk açısından daha çok heyecanlandırdı. Şu an Ferman karakterinde inişler çıkışlar az, minimal bir oyunculuk gerektiriyor. Öbüründe gel gitler çoktu.

HOLLYWOOD’A GİTMEK İSTEYENİN YOLU AÇIK OLSUN

“Amerika dünyanın egemen ülkesi, en büyük ülkesi. Sinema da Amerikan sanayiinin dördüncü gücü. Bu kadar büyük, etkili bir güç ‘Biz beceremiyoruz gel sen becer,’ diyecek, öyle mi? Hollywood’a kapağı atmak isteyenlerin yolu açık olsun ama benim böyle heveslerim yok. Ben olaya sağlıklı bakıyorum… Ben buraya aidim, Züğürt Ağa’yı oynayan adamım. Bana ne Robert De Niro’dan! Takdir ediyorum tabii ki ama onun gibi olayım diye paralanmıyorum, dünya starı olmak gibi bir hevesim de yok. Ben Şener Şen’im ve Şener olarak kalmak istiyorum!”

Cinayet masası sezileriyle olay çözüyor

- Türkiye’de polisiye zor bir meseledir, sinemanın en deneyimsiz olduğu alandır. Dolayısıyla senaryo Yavuz Turgul’dan gelmiş olsa dahi, hiç tereddüt etmediniz mi?
- Olaya polisiye diye bakmıyorum. Bir öykü var, nasıl anlatılıyor? Ona bakıyorum. Öyküyü okuduğum zaman, ‘Bu hikâyede olmak isterim,’ duygusuyla kabul ettim. Hiç de pişman değilim, tam istediğimiz gibi oldu.

- Çakma CSI diyenler de oldu. Ne diyorsunuz?
- Bizden çıktı artık, herkes diyeceğini desin, biz de okuyalım.

- Polis olsanız, tam da böyle mi olurdunuz peki? Duygularını çok belli etmeyen, ketum, sakin…
- Mesleğin bir sürü özelliği var, sorgulama teknikleri var, sıradan insanların bilmeyeceği şeyler var. Mesela biz Yavuz’la dolaşırken ilginç bir şey oldu. Bir adam öldürüldü, bizim şahit olduğumuz bir cinayet. Çocuğu da çok ağlıyor, dövünüyor ‘Babam gitti,’ falan diye. Polis ufak bir tahkikat yaptı, sonra geldiler, ‘Oğlan öldürmüş olabilir,’ dediler. Sıradan adamın aklına bile gelmez! Onlar sezilerle hareket ediyorlar. Oğlana demişler ki, ‘Hadi gözün aydın, baban yaşıyor, bize anlattı kimin öldürdüğünü.’ Çocuk yere atmış kendini, babası kendisinin yaptığını söyledi zannetmiş, hemen yakalamışlar. Bunu ancak meslekten olan biri yapar. Biz akıl edemeyiz böyle bir şeyi. O yüzden isteyen atsın, eleştirsin!

Siz tembellik deyin, ben yetinme!

- Filmle ilgili eleştirilere yorumunuz?
- Sinema yapan her fani, eleştiriyi bir gün tadacaktır! (kahkahalar)

- Eleştirileri bu kadar sakin mi karşılıyorsunuz sahiden?
- Tabii canım, film yaptıktan sonra her şeyi sakinlikle karşılamak lazım; başka çaresi yok! Benim eleştiri konusunda çok net bir tavrım vardır; film bizden çıktıktan sonra artık bizim sözümüz biter. Bütün düşündüklerimiz, bütün yapmak istediklerimiz filme yansımıştır ya da yansımamıştır, bunun kararını seyirci verir; artık onların söz söyleme hakkı doğmuştur. Tabii ki her düşünce de mutlak doğru demek değildir, nasıl bizim yaptığımız her film iyi olmuyorsa… (kahkahalar atıyor)

- Güzelmiş bu!
- Her eleştirinin doğru olduğunu kabul edemeyiz, o da bizim hakkımız! Onların eleştiri hakkı varsa bizim de eleştiriyi seçme hakkımız var.

- Bu kadar seçici olmanızın, az projeye ‘Evet ‘demenizin nedeni; biraz da, içten içe bu eleştirileri en aza indirmek, bütün bu tantanadan uzak durmak mı?
- Yok, bu benim karakterimle ilgili bir şey. Yani benim yapım öyle, ben sakin bir insanımdır.

- Tembel diyebilir misiniz kendinize?
- Tembelliği de kabul ederim. Çünkü benim konumumda olan birçok kişi daha hareketlidir, yerinde durmaz; bu durumunu, konumunu değerlendirmenin peşine düşer. ‘Aman bu Şener Şen yok olmadan nasıl faydalanırım,’ diye bakar. Benim pek öyle dertlerim olmadığı için… Buna tembellik diyecekseniz tembellik deyin ya da yetinme diye de bir şey var.

- Bu daha iyi sanırım!
- (Gülüyor) Galiba ben ona daha yatkınım, yetinmeyi biliyorum.

Sinemada para var ruh yok, çözülemeyen sorun bu!

- Züğürt Ağa’dan sonra komik adam gömleğini sırtınızdan atıyorsunuz ve bambaşka rollerin adamı oluyorsunuz. Bu bilinçli bir şey miydi, ‘Artık başka şeyler deneyeceğim’ mi dediniz?
- Hayır, iyi bir şey yapmak kaygısındandı… 84’te Namuslu’yla başlayan bir başrol oyunculuğu var. Başrol oyunculuğunda sorumluluk, daha fazla oyuncuya aittir seyircinin gözünde. Yani çok geniş bir kitle; senaryo, yönetmen hesabı falan yapmadan, ‘yahu bu filmde niye oynamış’ ya da ‘oynamış iyi etmiş’ gibi sıradan yorumlar yapabiliyor. Ben de dedim ki; madem oyuncu bu kadar etkili, o zaman projelerimi kendim seçeyim. Öyle başladı o değişim. Fakat değişik karakterlerde de belli bir başarı sağlanınca bu kez o tür projeler geldi sürekli..

 Hangi Şener Şen’i sevdiniz?
- Hepsi beni heyecanlandırır! Yani ben Eşkıya’yı oynarken de büyük tat aldım, Badi Ekrem’i oynarken de.

- Hababam serisindeki ‘Badi Ekrem’ rolüyle meşhur oldunuz…
- Evet.

- Nedir Hababam filmlerinin başarısı? Hâlâ bu filmleri izliyor olmamızın bir açıklaması var mı?
- Sadece Hababam değil de Arzu Film diye bakmak lazım. Tosun Paşa’lar, Şabanoğlu Şaban’lar, Davaro falan… Sinema ruhu vardı Arzu Film’de. Başka yapımcıların beceremediği, başka firmaların beceremediği bir ruh.

- Nasıl bu ruhtu o?
- Halkın nabzını iyi tutan, Türk halkının neleri beğenip neleri beğenmeyeceğini bilen, halk gibi düşünen, halk gibi gülen bir düşüncenin eseri.

- Bugünkü Türk sinemasının durumunu özetleyin desem?
- Artık sinema için para var, bulunamayan şey ise ruh! Bu da senaryoyla ilgili. Eğer bir film gereken kitleye ulaşamıyorsa, en büyük kusur senaryodadır. Ama senaryo sinemanın temel sorunu; bizde de öyle, Amerika’da da. Şu var tabii; sinema, içinde bütün sanatların olduğu bir dal. Yani sadece ticari yönden bakamayız. Sonbahar filmini çok beğenmiştim mesela, çok iyiydi. Ama rakamları istenilen boyutta değil. İşte ruhtan kastım o! En zoru da; hem popüler hem sanatsal değeri olan işler yapmak. İşte dünyanın çözemediği de budur.

- Dünya çözemedi ama Türkiye’de buna yaklaşan film hiç yok mu?
- Muhsin Bey sanırım herkesin hemfikir olacağı bir filmdir. Züğürt Ağa sanki böyle bir filmdir.

Sevgi formülü yok

- Yılların Şener Şen’i, nasıl oluyor da yeni neslin de idolü oluyor?
- Cevabı öbür tarafa ait. – Olsun, bir fikriniz vardır… – Hakikaten açıklamasını ben yapamam. ‘Şöyle yapalım yeni nesil de bizi sevsin, eski nesil de sevsin, herkes sevsin, sevgiden ölelim’ diye bir derdimiz yok; yani böyle bir formülle yola çıkmıyoruz. Belki de bizi ayrı kılan bu saf halimizdir.

- Bakın varmış açıklaması!
- Belki dedim, tam emin değilim. ‘Yahu bu adamlar niye 3-4 yıl film yapmadan duruyor?’ Belki insanlarda bir ‘kavramaya’ neden oluyordur bu soru.

Cem çok özel bir zekâ, böylesi pek gelmiyor

- Cem Yılmaz’ın ölüm sahnesi eleştirildi, abartılı mıydı sizce de?
- Bu tamamen yönetmenin kararı. Yönetmen birden yüzükoyun yere kapaklatır da öldürür, bu filmdeki gibi de öldürür, başka türlü de öldürür. Bu Yavuz’un estetiğiyle, hikâyeye katacağı değerle ilgili. Yönetmenin yorumudur.

- Cem Yılmaz’a bakışınız neydi; yani takip ettiğiniz bir isim miydi?
- Daha ünlü olmadan onu keşfedenlerdenim. Leman dergisi ilk çıktığı dönem, daha Türkiye onu tanımadan… Hemen kulağıma geldi, ‘müthiş bir çocuk var’ demişlerdi.

- Nasıl bulmuştunuz o gün?
- Bütün Türkiye’nin fikirleri benim için de geçerli; Cem çok özel biri, çok zeki ve çok donanımlı. Katiyen boş biri değil, çok bilgili ve devamlı öğrenmek için çabalayan, kendini paralayan biri.

- ‘Ben oldum, tamam,’ demiyor…
- Daha yaşı da küçük, ben o yaşta başrol oynamaya başlamamıştım! 43 yaşında başladım, o daha genç. Bu yaşta bu kadar deneyim, bu kadar birikim! Bir de 92-93 yılından beri hiç gündemden düşmeden hayatımızın içinde, bu çok büyük başarıdır. Böyle insan çok gelmiyor.

- Siz Cem Yılmaz için idolmüşsünüz. Sizde de böyle bir durum var mıydı ‘Şu çocukla bir filmde oynasak,’ diye?
- Ben onun zekâsını çok beğeniyorum, çok parlak buluyorum. Komedyenlerde de erişilmez bence. İngilizce stand-up yapsa dünyayı karıştıracağına inanıyorum, çünkü onları da görüyoruz! Cem’de acayip bir zekâ var. Ama onun bugüne kadar yaptığı filmler kendi alanına aitti; lafa, kısa anlara, skeçlere, karikatür kökenli olduğu için esprilerin dizilmesine dayalıydı. Bu başka bir sinema dili.

- Sizi isteseydi bir filmde?
- O senaryolar benim beğeneceğim senaryolar değil. Her Şey Çok Güzel Olacak, Hokkabaz gibi filmlerde olmak isterdim tabii.

- Peki… Komik Cem mi, ciddi Cem mi?
- Bu karar Cem’e ait. Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz benim Cem’i görmek istediğim senaryolar ama geniş kitleler öbür filmlerini daha çok beğeniyor. Ne yapsın Cem şimdi? Av Mevsimi’nde ise hiçbirine benzemeyen yönlerini gördük.

- Ben izlerken şöyle düşündüm; İdris rolünü başka biri oynasa aynı tadı alamazdık. Doğru mudur?
- Çok doğru! Bir oyuncu seçmesi yapılsaydı, binlerce kişi katılsaydı ve Cem de tanınmamış olsaydı, bu rolü Cem alırdı kesin!

- Cem Yılmaz’ın idolü belli, sizin idolünüz kimdi bu işe başlarken?
- Babam sinemacı Ali Şen, eski karakter oyuncularından. Baba ve erkek çocuk, insanlık tarihinin en önemli iki figürü. Gözünüzü açtığınız andan itibaren bu meslekle tanışıyorsunuz, onu büyütüyorsunuz. Babam model olmuştur elbette, tersini söyleyemem ama başka iş yapmak için de uğraştım ben…

- İlkokul öğretmenliği? Zevk almadınız mı peki o işten?
- Aldım ama daha önce amatörce tiyatroyla uğraşınca, farkında olmadan oyuncu virüsü girmiş içime. Ondan sonra anladım ki bu çabalamalar boşa, istifa ettim.

- Böyle utangaç, güvensiz tiplerin bu kadar insanın karşısında rol kesmesi de ayrı enteresan!
- Onlardan çıkıyor daha ziyade.

- Peki komiklikle ilgili, güldürmekle ilgili bir meseleniz var mıydı? Yani ‘Güldüreyim de, kızları tavlayayım,’ ya da ‘Ailenin en komiği olayım,’ falan…
- Komediye yatkınlığım vardı. Bir olay karşısındaki yorumlar falan hep komik olurdu ama kızları güldüreyim de buradan nemalanayım diye bir şey aklıma gelmedi! Hatta kızlar dört kez ikaz ederdi, ‘pıst pıst, hey sen, sana söylüyorum’ diyene kadar ben kızlara bakamazdım bile! Ben bir de arkama bakar ondan sonra emin olurdum benle konuşmak istediğine. (kahkahalar)

- En son izlediğiniz film?
- Karışık seyrediyorum ama geçen gün Forest Gump‘ı tekrar izledim. Çok beğendiğim bir filmdir. Teknolojik gösterileri beğenmem açıkçası; mesela ortalığı kasıp kavuran Harry Potter bile bana sinema olarak çok uzak geliyor.

- En son okuduğunuz kitap?
- Elif Şafak’ın Aşk kitabı.

- En son aldığınız/dinlediğiniz müzik albümü?
- En büyük eksikliklerimden biridir; müziğe özel bir ilgim yok.

- En sevdiğiniz yemek?
- Hadi kuru fasulye olsun!

- En büyük lüksünüz nedir?
- Seyahat etmeyi severim.

- En kızdığınız eleştiri biçimi?
- Eleştiri çok saygılı bir şey, karşıdakine yararı bile dokunabilir. Ama hakaret içeriyorsa kötü.

- En sevdiğiniz oyuncu?
- Yabancı oyunculardan Tom Hanks’i farklı buluyorum. Bizde ise Uğur Yücel. Cem oyunculuğu da ciddiye alırsa önemli bir isim.

- En çok ne yaparken kendinizi iyi hissedersiniz?
- Film çekerken.

- En çok neye gülersiniz?
- Tek yönlü bakış açıları komik gelir. Mesela 40 yıl birbirini görmemiştir, ‘Amma yaşlanmış ya,’ der. Halbuki kendi daha beter olmuş ama kendini görmüyor. (gülüyor)

- En son ne zaman çok güldünüz?
- Sette çok güldüm, çok eğlendik ama Yavuz baskısı vardı. (gülüyor)

- Gizli kapaklı mı gülüyordunuz?
- Espri yapma ve gülme izni bir tek bana verilmişti. Torpilli oyuncuydum! Cem’e de yasaktı.

- Cem nasıl duruyordu peki?
- Bağrına taş basarak duruyordu. (kahkahalar atıyor)

- En büyük zaafınız?
- Oyunculuğumun beğenilmesi!

CEM’İN ACAYİP İYİ KULAĞI VE BESTELERİ VAR!
“Cem Yılmaz olağanüstü bir adam derken vasıflarının arasına müzik yeteneğini de koymak lazım; müzisyen adam aynı zamanda! Müzikle uğraşıyor, acayip besteleri var ve iyi söylüyor, kulağı da var…”
ŞİRİN SEVER / www.sabah.com.tr

542 defa okundu.

Yorumlar

Yorumlar?n?zda resiminizin gzkmesi iin, gravatar a abone olun!