Av Mevsimi’nin dört atlısı

03 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Yazılar

Şener Şen, Cem Yılmaz, Okan Yalabık ve Melisa Sözen, Av Mevsimi’yle ilgili soruları cevapladılar…

Melisa Sözen

Yavuz Turgul ne derse onu yaparım

Av Mevsimi’nin baş rollerindeki tek kadın Asiye’yi canlandıran Melisa Sözen, Yavuz Turgul ile çalışmanın kendi hayali olduğunu söyledi. Film çekimlerinde kendisini Turgul’a bıraktığını ve ne derse onu yaptığını söyledi…

-Proje size nasıl geldi?

Beni deneme çekimine çağırdılar. Dört deneme çekiminin ardından projeye dahil oldum. Sonra okuma provaları, ön hazırlık dönemi başladı.

– Rolünüzden bahseder misiniz?

Ben Asiye karakterini oynuyorum. Cem Yılmaz’ın canlandırdığı İdris karakterinin boşandığı, 2 çocuk annesi Asiye’nin tam bir Karadeniz damarı var. Dediğim dedik bir kadın. Ve polis olan İdris, Asiye’yi zorluyor. Çünkü İdris’in paranoyaları başlıyor, kıskançlıkları artıyor ve bunları çok fazla kaldıramıyor Asiye, 2 çocuğuna rağmen evi terk ediyor.

– Rolünüz için hazırlanma aşaması oldu mu? Sonuçta diğer oyuncular polislerden destek almış siz ne yaptınız?

Benim Yavuz Turgul’la bir çalışmam oldu. Yavuz hoca ile birlikte hem karakter üzerine hem de sahneleri çalıştık. Oyuncular ile karakter analizleri yapıldı.

Benim için çok heyecan verici inanılmaz bir deneyimdi.

– Biraz erkek filmi denilebilir mi film için tek kadın oyuncu sizsiniz.

Denemez aslında… Hikayeden ötürü böyle bir his olabilir. Av Mevsimi’ni erkek filmi diye isimlendirmek istemem açıkçası.

– 80’lerde sinemamızda feminist hareketin ağırlığı vardı. 2000’ler için ne diyebiliriz?

Evet, 80’lerde daha fazla o tarz hikayeler ve filmler vardı. Şimdi daha bir kişiselleşiyor hikayeler. Bireyin dertlerine ya da neyi anlatmak istediğinize bağlı. Belki dertlerle alakalı, belki de sizin önem verdiğiniz daha fazla ön planda bulduğunuz bir şeye dönüşüyor.

– Yavuz Turgul’un şöyle bir özelliği var, hem gişe hem de sanat filmlerini çok iyi birleştirebiliyor.

Ben bu senaryoyu okuduğumda çok etkilendim çünkü sadece polisiye dram değil benim için. Hayata dair bir hikaye. Karakterlerin iç dünyalarının da çok güzel yansıtıldığı bir çalışma oldu ve benim canlandırdığım Asiye, sadece yardımcı bir rol değil onun da iç dünyası sorgulanıyor. Yavuz Turgul sinemasını çok seven bir oyuncuyum. Sadece oyuncu olarak değil bir seyirci olarak da çok seviyorum. Uzun zamandır çok istiyordum birlikte çalışmayı. Yavuz hoca ne derse yaparım.

– Şener Şen ve Cem Yılmaz gibi çok iyi isimler var filmde. Onlarla seti paylaşmak nasıl?

Şener Şen’le çalışma fırsatı yakaladığım için çok mutluyum. Son derece profesyonel. Aynı zamanda o ışığı, o mutluluğu, o heyecanı Şener Şen’in gözlerinde görüyorsunuz. Onunla çalışmak harika bir deneyim. Keşke ben de bu kadar tecrübeli olduğum zaman bile onun gibi heyecanımı koruyabilsem.

Şener Şen

Yavuz’la beraberliğimiyıkmak istiyorum

Yavuz Turgul ve Şener Şen beraberliği sinema tarihimize bir çok unutulmaz film kazandırdı. Hangisinden bahsetsek ki, Muhsin Bey, Eşkıya, Gönül Yarası. İşte bu hafta vizyona giren Av Mevsimi bu ikilinin son filmi. Bu beraberlik daha ne kadar devam edecek dediğimizde Şener Şen biraz da espriyle, “Valla daha iyi senaryolar arıyorum. Yavuz’la bu beraberliği bitirmek istiyorum ama yine en iyilerini o gönderiyor” dedi.

– İlk önce proje ile başlayalım çünkü uzun süreli bir hazırlık aşaması geçirdi ve siz de buna dahil oldunuz.

Yavuz 5-6 yıl önce bu projeden bahsetmişti. Şimdi gerçeğe döndü.

– Son 2-3 yıldır aksiyon filmlerinde rol alıyorsunuz. Hem Yavuz beyin hem de sizin aksiyon fimlerine olan eğiliminizi nasıl yorumlamak gerekiyor?

Valla aksiyon filmi olrak tanımlanır mı bilmiyorum. Acaba Kabadayı’dan dolayı mı bu yargı oluştu? Orada bir takım organize suç örgütleriyle eski bir kabadayının çatışması vardı. Doğal olarak öykünün içinde olduğu kadar aksiyon vardı. Öyle Amerikan filmlerindeki gibi arabalar uçmadı. Yani filmin kaldırdığı kadar oldu.

– Rolünüz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Filmde bir komiseri canlandırıyorum. Bir cinayet masası ekibi var. Emekliliğine çok az kalmış bir komiser iki yardımcısıyla bir cinayeti çözmekle görevlendiriyorlar. Adamın deneyimleri var, teşkilatta adı Avcı. Biraz daha babadan kalma yöntemlerle çalışıyor. Modern polislerin metotlarına göre değil de kendi bildiği ile giden biri ama haklı çıkıyor. Yardımcısı Deli İdris ve teşkilata yeni katılmış çömez de ona bu cinayeti çözmekte yardımcı oluyor.

– Rolünüz için bir hazırlık aşaması geçirdiniz mi?

Bundan bir kaç yıl önce proje ortaya çıktığı zaman Yavuz’la birlikte cinayet masası ekipleriyle devriye gezdik. Ekiplerle çok sabahladığımız oldu.

– Son filminiz Kabadayı’dan sonra 3 yıl bir ara var. Bu aranın sebebi Yavuz Turgul’dan gelecek bir projeyi beklemeniz mi?

Ben iyi bir öykünün peşindeydim. Bu sırada Yavuz’dan bir proje geldi ve onu beğendim. Bekleme dönemi bilinçli yani. Zaman geçsin diye değil. Tamamen proje bulamadığım için bekledim. Bana başka projelerde geliyor ama hiç biri istediğim gibi olmadı.

– Son filmlere baktığımız zaman nerdeyse yüzde yetmiş ilk yönetmenlik deneyimleri var. Böyle olunca sizin söyledikleriniz çok anlamlı geliyor çünkü Yavuz beyin çok büyük bir tecrübesi var. Bu durumu nasıl yorumlamak lazım?

Bu sinema adına sevindirici bir şey yoksa insanlar kendilerini nasıl gösterecekler? Keşke daha fazla deneme olsa ve hakikaten sinemaya yatkın insanları görebilsek. Sinemanın bence en büyük sorunu senaryo ve yönetmen. Oyuncu seçme şansımız daha yüksek ama iyi senaryo ve yönetmen çok az.

– Şimdi son dönemlerde Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Yeşim Ustaoğlu gibi isimlerin yönettikleri filmler var ve bunların da bir dili var.  Özellikle yurt dışından bakıldığında

Türk sinemasının dili buymuş gibi algılanıyor. Gerçekten Türk sinemasını oluşturan bu dil midir?

Sinemaya o kadar değişlik yaklaşımlar var ki, sinema uçsuz bucaksız bir alan yani bir martıyı, martının sabahtan akşama kadar olan serüvenini çekersiniz o da film olur. Bir cinayeti anlatırsınız o da film olur, bir psikolojik tahlil yaparsınız o da olur her türlü olur işte, porno olur, belgesel olur. O yüzden ben bu çeşitliliği renkliliği sinemanın özelliğine bağlıyorum. Yani çok özgür bir alan. Yaratıcıları çok tahrik eden bir alan, herkes sinemayla ilgili bir şey yapmak istiyor. Ama yaptığı şeyler hep o kişiye ait şeyler. Sinemadan ne anlıyor ne anlatıyor bu kişiye özel. Herkesin bir yolu var.

– Eğer öyle düşünürsek de bu söz konusu filmlerin ne kadar tüketildiği ortada Türkiye’de. O zaman da izleyiciden kopuk bir dil ortaya çıkıyor.

Valla karşılık görme görmeme, iyi film veya kötü film… Bunlar çok tartışılacak şeyler. Çok popüler olmaya karşı olanlar var. Edebiyatta olduğu gibi. Nasıl çok satan küçümsenirse, sinemada da çok gişe yapan belli bir kesim tarafından hoş görülmüyor. Yani popüler kültüre ait bir filmse derinliği olmayan, entelektüel düzeyi düşük olan filmler olarak yorumlanıyor. Bence ideal olan; hem entelektüel olan hem de popüler olandır ama bunu yapmak dünyanın en zor işi. Ben Yavuz Turgul’un filmlerinde böyle bir senteze ulaşıldığını sanıyorum. Bu işi herkesin kıvırabileceğini sanmıyorum.

Dünya sineması da bunu peşinde ama çok zor…

– Şimdi eski Yeşilçam dönemine baktığımızda sinema oyuncularının menşei tiyatro, halbuki son döneme baktığımızda bunun yerini TV almış. Bunun sinemaya bir zararı olduğunu düşünüyor musunuz?

Hiç öyle düşünmedim yani, zaten sinema tiyatrodan farklı bir alandır. İyi bir senaryonuz varsa çok iyi de bir yönetmen varsa çok parlak oyuncular olmasa da film çekilir. Tiyatrodaki kadar oyuncuya gereksinim yok sinemada. Vasat bir oyuncuyu dahi parlatma yıldızlaştırma imkanınız var çünkü yönetmenin dediğini yapmak zorunda oyuncu. Sinemada o kurguda onun bakışının süresini o planın boyunu ayralayan hep yönetmen. Yani dili oluşturan yönetmen oyuncuyu küçümsemiyorum ama oyuncu üçüncü sırada geliyor.

– Cem Yılmaz ve sizin çok güçlü bir komediniz tartışılmaz ama siz üstüne çok güçlü de bir dram giydirebiliyorsunuz.

Cem Yılmaz da bu filmde komedi olmayan bir rolde. Sizle benzer bir durum söz konusu mu?

Filmin sürprizi Cem bence… Seyirci hiç görmediği biçimde görecek onu. Bu Cem’in kararı ben bunu isteyerek yaptım. 84 yılında bana başrol geldiği zaman bu yön değiştirmeyi ben hazırladım. Bu riskli bir alan ve seyirci sizi kabul etmeyebilirdi de. Bu rol için yarışma açılsa, yüzlerce aday olsa, yine Cem seçilirdi bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

– Filmde dört erkek karakter ve bir kadın var bu film için erkek filmi diyebilir miyiz?

Valla öykü gereği böyle.

– Bunu sormamın nedeni şu; bizim sinemamız da kadın öğesi hep eklenti olarak algılanıyor çoğunlukla. Bu noktada biraz da yorumunuzu merak ediyorum.

Valla bu toplumdaki değişimlerle ilgili her an beğeniler zevkler değişiyor. Bunun bilinçli bir şekilde yapıldığını sanmıyorum.

Ama kadın senaristler kadın yönetmenler arttıkça kadına bakışta daha güçlenecek. Kadınla ilgili durumu en iyi kadın anlatır,

erkek ne yapsa kadını çözemez.

– Dizi oyunculuğu ve dizilerden bahsettik fakat burada bir yozlaşma söz konusu. Çalışma saatleri oyuncuları zorluyor. Bu konuda görüşlerinizi almak isterim?

Yozlaşma tabii ki hepimizi ilgilendiren rahatsız eden bir konu. Bu süreler ve çalışma koşulları akıl alacak gibi değil. Birçok arkadaşımız başka alan olmadığı için bunu yapmak zorunda. Hayatta kalmak için buralarda oynamak zorundalar. Dünyanın hiç bir yerinde böyle şey olduğunu sanmıyorum bu Türkiye’ye özgü bir şey ama bunun düzeleceğini düşünüyorum.

– Bundan sonra yolunuza Yavuz Turgul’la mı devam edeceksiniz?

Şu an bir şey söyleyemem. Bütün bu ara vermelerde bir proje çıksa da ben bu kanıyı yıksam diyorum. Bu düşünceyi yok etsem diye uğraşıyorum sonra bekliyorum bekliyorum yine Yavuz Turgul’dan iyi bir çalışma geliyor.

Cem Yılmaz

Seyirci benden daha zeki

Av Mevsimi’nin en büyük sürprizi Cem Yılmaz. Yıllardır bizi güldüren Yılmaz bu sefer hiç de öyle komik değil. Psikopat derecede aşık bir polisi canlandıran komedyen belki de en dramatik rolünde. Sert olduğu kadar sert ama gözyaşlarını da saklamıyor. Cem Yılmaz bu sefer izleyiciyi şaşırtacak…

– Projeye nasıl dahil oldunuz?

Bu projeden Şener ağabeyin haberi vardı. Yavuz beyin ‘Gönül Yarası’ndan sonra böyle bir şeyle uğraştığından haberdardım. Araya ‘Kabadayı’ girdi onu da biliyorum. O zamanlar bizim ahbaplığımız çok yoğun değildi ama Yavuz bey çok saygı duyduğum bir isimdir. Şener abiyle birlikte Yahşi Batı’nın setini ziyaret etti. “Önümüzdeki sene ne yapıyorsun” diye sordu. Benim de hakikaten birden fazla hikayem oluyor. Onlara niyetlenip işe girdiğimde çok yoğun bir dönem geçiriyorum. İki sene üst üste AROG ve Yahşi Batı üzerinde çok çalıştığımız için biraz dinlenmeyi düşünüyordum. Sadece yazı işleriyle uğraşacaktım. Yavuz abi “Bir hikayemiz var Şener’le birlikte yapacağız. Sen de oku bakalım senaryoyu ne düşüneceksin” dedi ve heyecan verici bir süreç geçti. Yavuz abi senaryo ve öykü konusunda çok hassas. Böyle bir isimden teklif geldiği zaman olaya çok fazla kariyer açısından bakmıyorsunuz, duygusal olarak kabul ediyorsunuz. Bunu sen oynarsan güzel olur diye düşünen birisi varsa ve bu kişi fikirlerine önem verdiğiniz biriyse çok fazla direnmenin manası olmuyor. Bu projeye çok severek dahil oldum. Bana bu işi yapabileceğimi hissetirdiler. Ben çok çekingen davranıyorum. Açıkçası çok fazla teklif alan biri değilim. İnsanın sınırlarını bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Komedi ile uğraşan birinin bu tarz filmlerde rol olması aslında alışılmış birşey.

– Afişi ilk gördüğümde Şener Şen ve sizin aranızda bir bağ kurdum. Organize İşlerde de sizi izlediğimde aklıma bu benzerlik geldi.

Organize İşler’deki daha komik unsurları olan bir karakterdi. Benim yazdığım Hokkabaz da dramatik karakterdi ama İskender’in başına komik şeyler de geldi. Bu öyküde tabiki komik şeyler olmuyor. Bir tek bu kısmı yeni. Tabiki sizi zorlayan bir çalışma oluyor ama işten alınan zevk bütün zorlukların üstesinden geliyor. Bu işi hakikaten büyük bir zevkle ve duygusal olarak kabul ettim. Çok büyük paralar teklif etmediler ya da başka bir filmde daha oynayacaksın demediler. Duygusal bir teklif geldi ben de böyle bir yaklaşımda bulundum. Bir sürü şey öğrendim, yeni insanlar tanıdım. Şener Şen’i ve Yavuz abiyi daha yakından tanıdım. Hiç hayal kırıklığına uğratmadılar beni sağolsunlar. Bana hünerimi göstermek adına imkan tanıdılar. ‘Bak bunu da yaptım’ gibi değil ama. Seyircinin beni ilk kez böyle bir rolde görmesinin hoşluğu var ama bu filmin en büyük unsuru bu değil. Film bunları da kapsayan büyük bir proje. Benim ve Okan’ın rolünü çok iyi canlandırması gerekiyordu. Aynı şeyi filmin başından beri Şener abinin gözünde gördüm. O nedenle herkes benzer duygularla hareket etti. Ortaya çok şahane birşey çıktı.

– Son dönemde biliyorsunuz yurt dışından bakıldığında Türk sinemasının dili daha farklı algılanıyor. Nuri Bilge Ceylan, Yeşim Ustaoğlu ve Semih Kaplanoğlu gibi isimlerin ürettiği filmlerle sanki Türk sineması rengini buluyormuş gibi oluyor. Yurt içinde bu böyle değil özellikle gişe olarak baktığımız zaman işte burada Yavuz Turgul’un özelliği ortaya çıkıyor. Bunu yorumlar mısınız?

Valla Yavuz abiden ve sohbetlerden duyduğum da bu. Aslında farklılığı birleştirmek veya kabul etmek gerekiyor. Bence sanat ve gişe filmi diye bir ayrım yok. Yavuz abi de bunu iyi dillendiren bir isim. Bence iyi film vardır. İyi film hangi türde olursa olsun özenilerek yapılan birşey sonuçta. Sinemanın ticaret bölümü ise sizin tamamen dışınızda gelişen, tamamiyle seyirci eğilimiyle oluşan bir durum. Seyirciyi düşünülmeden yani içinden geldiği gibi yazılan çizilen işler var. Bu türü yapanlar seyircileri önemsemiyorlar demiyorum ama işin sanatını ve festival dünyasındaki paylaşımı daha çok önemsiyorlar. Ben o insanların birçoğunu tanıyorum ve onların da seyirciyi görmezden geldiğini sanmıyorum. Ya da daha fazla insanın filmlerini izlemesinden rahatsızlık duymuyorlar. İşte bu ikisini barıştırmak lazım çünkü iki tarafında elinde bir formül yok. Ben seyirciyi getirebilen bir film yaptığımda bunun sebebini bilmiyorum. Ama bazı küçük bilgiler var. Mesela komedi filminin daha dikkat çekici olduğunu bilmek gibi.  Ama bu her iki türü de daha iyi ya da daha kötü yapmıyor. İnsanların bir filmi durağınlığından ötürü aşağılamasını sevmiyorum. Çünkü benim festival filmi olarak tabir edilen filmlerden çok severek izlediklerim de var hoşuma gitmeyenler de var. Yani geçen senenin çok dramatik bir örneği Engin’in filmi Vavien… Mesela çok özel bir pozisyondaydı. İçindeki mizahı hem kurtarılma şekli, hem artistik anlamda tavizler verilmeden hem de gönülden geçtiği gibi yazılmış küçük bir öyküyü sinema filmi olarak gösterdi. Çok güzel ödüller aldı. Ama gişe ona da acımasız davrandı. Yani izlenip izlenmeyen arasında neredeyse böyle düşmanlığa getirilmesi, birbirilerinin aşağılanması doğru değil.

– Peki Turgul’un buradaki fonksiyonu nedir?

Ben Yavuz abide şunu gördüm; o iyi filmi hedefliyor bunu yaparken de bedelini ödüyor. Bugün Türk sinemasından söz ederken geçemeyeceğim köşe filmleri anarak söylüyorum, bu filmlerin gişe performansları çok garip. Mesela Muhsin Bey’i ya da Züğürt Ayağa’yı şu anda Türkiye’de duymayan var mı? Yıllar sonra bu filmlerin gişe performanslarına bakıyorsun, gerçekten bu kadar mı izlenmiş diye şaşırıyorsun. Bu ikisini birleştirecek şey nedir bilmiyorum ama en azından ikisinin de fanatik seyircisinin oluşmasını engellemek lazım. Bence izleyiciye hürmet etmek gerekiyor. Seyirciyi önemsemek bir kusur değil bence. Seyircinizi daha kaliteli daha akıllı hayal etmelisiniz. Ve bu hayalle bir film yaparsanız karşılığını bulursunuz gibi geliyor bana. Sinema salonlarında bu örnekler çoğaldıkça izleyiciler ayırt edecektir. Ben komedi fimlerime çok özenirim. Önemli olan kostümle dekora para harcamak değil fikir harcamak. Kendini geliştirmek özenmek. Açıkçası bana düşen vazifeyi yaptığıma inananıyorum. Türler önemli değil önemli olan iyi film yapmaya niyet etmek. Türler elbette beğeniye açık şeylerdir ama iyi filmi herkes ayırt eder. Ben açıkçası insanların iyi filmleri ayırt edeceğine inanıyorum. Bugün veya yarın… Ekonomik performans elbette önemli ama bizim sinemamızıda bu kişisel bir geri dönüm. Size dönüyor para ya da yapımcıya. Ama kültürel bir duvara çarpmak istiyorsak ya da çıtayı yükseltmek istiyorsak ben kendimce akıllı komedi yapmak istiyorum. Yani içinde sinemanın unsurları olan komedi yapmak istiyorum. Benim filmlerimde sanat filminde çalışmış bir sürü insan çalışıyor. Ve bu insanlar bunu aşağılayarak ya da küçümseyerek yapmıyor. Orada da sanatını konuşturuyor. Herkes sanatını konuşturursa bu keskin ayrım ortadan kalkar.

– Bu bizim sinemamızın çarpıklığından kaynaklanıyor.

Bence sinemanın eğlenceli birşey olmasından sinemacı rahatsızlık duymamalı. Ama bunun yanında ucuzluk olmamalı. Yani akla her gelen şeyden film yapılmayacağını önce biz bilmeliyiz sonra seyirci. Ben her zaman seyircimin benden daha zeki olduğunu düşünerek yapıyorum sahnedeki işimi. Ve bu bana seyirciyle beraber bir gelişim sağlıyor. Bugün insanlar filmlerimden hoşnutsa bunun sayesindedir, seyirci önemsemekle ilgilidir bu. Ben Yavuz abinin çalışma ortamında da bu titizliği görüyorum.

Okan Yalabık

Av Mevsimi’nin çaylak polisi Okan Yalabık rolüne hazırlanmak için polis teşkilatında çalışan ve emekli olmuş insanlarla beraber çalıştığını, hatta gerçek silahla ateş bile ettiklerini söyledi.

– Yavuz Turgul’dan proje geliyor. Böyle özel bir isimden proje aldığınız zaman ne hissettiniz? Sizi cezbeden ne oldu?

Böyle bir projenin içerisinde olmak gerçekten çok önemli. Yavuz bey, Şener Şen, Cem Yılmaz ve diğer oyuncularla senaryoyu bir bütün olarak değerlendirdiğimizde böyle bir işin içinde olmayı tabiki çok istedim.

– Peki biraz rolünüzden bahseder misiniz?

Tabiki. Ben sosyol antropoloji yüksek lisansı yapan, seri cinayetlerle ilgili tez yazmakta olan ve bir taraftan da cinayet masasına yeni dahil olmuş çömez bir polis karakterini canlandırıyorum.

– Karakter için bir hazırlık aşaması geçirdiniz mi?

Zaten ekibe dahil olduktan sonra 1-1.5 ay kadar prova dönemi geçirdik. Hemen hemen hergün, senaryo çalışması devam ederken teşkilatta görev yapmış ve görev yapan danışmanlarımızdan destek aldık. Bir çok kaynaktan bilgi aldık.

– Şener Şen ve Cem Yılmaz’ın komedi gücü sete nasıl bir renk getirdi?

Şener Şen filmleriyle büyümüş ve Cem Yılmaz’ı çok beğenen biri olarak dolu dolu bir zaman geçirdiğimi söyleyebilirim. Sette herşey olması gerektiği gibi devam etti. Herkes sadece filme konsantre olmuştu. Yavuz Turgul’la çalışmak çok farklı. Sinemaya bakışı tecrübesi ile dolu dolu bir zaman geçirdik. Tecrübesinden faydalandım.

– Son dönemde filmlerin çoğunda aksiyon var. Siz filminizin aksiyon sahneleri için özel olarak hazırlandınız mı?

Tabii ki bir ön hazırlık yaptık. Hiç birşeyi sete bırakmadık. Zaten Yavuz bey

6 senedir bu proje üzerinde çalışıyor. Bir oyuncu olarak hiçbir zorlukla karşılaşmadık. Polisten yardım aldık. Poligona gidip gerçek bir silahla ateş ederek o hissi yaşadık.

– Av Mevsimi’ni bir gişe filmi olarak görebilir miyiz?

Filmleri gişe filmi ya da sanat filmi olarak kategorize etmek istemiyorum. Bence her filmin ayrı bir dünyası ve anlatmak istediği birşeyler var. Bizim filmimiz iyi bir film olmak derdinde bence.

– Dizi oyunculuğuna nasıl bakıyorsunuz?

Bence oyunculuk tek bir kavram. Dizi sinema ve tiyatro olarak ayırmaktan pek hoşlanmıyorum. Ama dizi oyunculuğu diye bir kavram var ne yazık ki. Ben oyunculuğa çok farklı bir disiplinle yaklaşıyorum.

– TV dizilerinde oynayan oyuncuların çalışma şartları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çalışma saatleri ve koşulları bakımından biraz daha disipline edilmesi gerekir.

– Oyuncuların yurt dışında sendikası var. Siz herhangi bir yere üye misiniz?

Bugün daha bununla ilgili bir toplantı yapıldı. Oyuncu sendikası ile ilgili bir hareket var. Sistem ve zaman ilerledikçe ihtiyaçlar ve talepler doluyor. Bir hareket oluşmaya başladı gibi. İnsanların eskisi kadar duyarsız olmadığını görüyorum.

– Av Mevsimi vizyona girecek bundan sonra sizin için yeni bir proje var mı?

Tiyatro olarak ‘Bayram’ adlı oyunumuz  ve eni başlayan Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle ilgili bir filmimiz var.

– Son dönemlerde dönem filmleri çok arttı ama kaliteleri tartışılır. Siz bunları nasıl yorumluyorsunuz hedeflerine ulaşıyorlar mı?

Son 5-6 yıla baktığımda ‘Hatırla Sevgili’ dizisi  ile başlayan bir süreç var. Hep dönem işleri içinde yer aldım, kendimce  sebeplerim var. O dönemi anlatan işler içinde bulunmaktan keyif alıyorum ama bu işleri yapmak çok önemli bir ön çalışma gerektiriyor. Biraz bu konuda eksik kalıyorlar bence.

Serdar Akbıyık  – Star Gazetesi

http://www.stargazete.com/roportaj/yazar/serdar-akbiyik/av-mevsiminin-dort-atlisi-313041.htm

311 defa okundu.