Şener Şen’e Mümkünlü Teşekkürü

13 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, Yazılar

 
 SAKARYA (CİHAN)- Sakarya Valisi Mustafa Büyük, Taraklı ilçesinde çekimleri yapılan TTNET’in yeni reklam filmi ‘Mümkünlü’de rol alan oyuncuları ziyaret etti.
Eşi Emine Hayriye ve kızı Hilal ile Taraklı ilçesine gelen Vali Mustafa Büyük, Ulucami Mahallesi’ndeki Valilik Hisar Konukevi’nde Taraklı Kaymakamı Serhat Doğan ve Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman ile görüştü.

Vali Büyük ve beraberindekiler, Şener Şen ve Olgun Şimşek’in başrolünü oynadığı TTNET’in yeni reklam filmi ekibini ziyaret etti. Hanım Eli Konağı’ndaki ziyarette Büyük, oyuncu Şener Şen ile uzun süre sohbet etti. Büyük, reklam filminde senaryo gereği ‘Mümkünlü Kasabası’ Belediye Başkanı olan Şener Şen’e ‘ Reklam filminin çekimlerinden sonra Taraklı Belediye Başkanlığı’na aday olmayı düşündünüz mü?’ diye soru sorarak espri yaptı. Oyuncu Şener Şen de Vali Büyük’e ‘Valla yardımcım Hamdi ile aday olmayı düşünüyorduk. Ama belediye başkanı çok kıymetli bir insan o yüzden vazgeçtik’ şeklinde espri yaparak cevap verdi. Vali Büyük, reklam filminin hem Taraklı’nın hem de Sakarya’nın tanıtımına katkı sağladığını belirtti.

Reklam filminin yönetmeni Bahadır Karataş da Taraklı’nın kültür ve turizm alanında daha fazla yatırıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Taraklı’daki film platosunun Anadolu’da eşi benzeri bulunmadığını ifade eden Karataş, “Bu, Sakarya için önemli bir kazançtır. Sakaryalıların, yaşadığı şehre sahip çıkması gerekiyor. Kentte yaşayanların tanıtıma katkı sağlaması lazım.” diye konuştu.

158 defa okundu.

Beğenmediğim senaryoda oynayacağıma bulaşıkçılık yaparım

06 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, Röportajlar, Yazılar

 
 ´İnsanlar hem her rolde oynuyor hem de itibar istiyor. Olmaz öyle şey!´

Ayşe Aydın



75 kişilik bir ekiple toplam 8.5 haftada çekilen Av Mevsimi filmi, 3 Aralık Cuma günü vizyona girdi. Hayatını karısına adayan ve onun hastalığıyla boğuşan Ferman (Şener Şen), boşandığı eşi Asiye’ye (Melisa Sözen) tutkuyla bağlı İdris (Cem Yılmaz) ve bu dünyaya yabancı Hasan (Okan Yalabık)…

Çözmeye çalıştıkları cinayet bu üç polisin hayatını kökünden değiştiriyor.
Polisiye seviyorsanız sinemada yerinizi ayırtın. Sevmiyorsanız yine ayırtın. Bu film sırf Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Okan Yalabık ve Melisa Sözen’in şapka çıkartılacak oyunculuklarını görmek için dahi izlenmeye değer…

* Önünüze iyi proje gelmediği için hep Yavuz Turgul filmlerinde oynadığınızı söylüyorsunuz. Bir projeyi kabul etmeniz için gerekli şartlar nedir?

Bunun bir matematik formülü yok. Bu bir his, bir sezi. Zamanla bu duygum gelişti. İyi bir senaryoyu hissedebilirim. Kendimi orada görebilirsem “Evet” derim. Çok değişik filmlerde, çok değişik karakterleri canlandırdım. Belli bir kalıbım yok.

* Hiç düşünmeden “Şu yönetmenin filminde oynarım” diyeceğiniz biri var mı?

Yavuz için de demem bunu… Yavuz da bunu bilir. Onun için senaryo en son şeklini aldıktan sonra bana verir ve der ki: “Al bakalım. Oynayacak mısın, oynamayacak mısın?”

Hiçbir iz olmadan cinayetin nasıl çözüldüğüne tanık olduk

* Film için beş yıl gibi uzun bir süre çalışmış, cinayet masası dedektifleriyle vakit geçirmişsiniz. İlginç olaylar yaşadınız mı?

Cinayetlere gittiğimiz oldu. Ekip arabasında bayağı vakit geçirdik. İhbar gelince gittik ekiple… Tabii cinayet mahaline konu komşu doluştuğu için ben uzaktan izledim. “Şener Şen” olarak orada ne işim var. Ama Yavuz cinayet mahaline girdi. Sonra hiçbir iz olmadan bir cinayetin nasıl çözüldüğüne tanık olduk.

* Etkilendiniz mi?

Elbette, polisler işlerine profesyonel bakıyor. Bir ceset gördüğü zaman, bizim gibi “Ayy ölmüş” demiyor. Bu nasıl ölmüş, kim öldürmüş, kaza süsü mü verilmiş, diye bakıyor. Biz de böyle adamları canlandırdık. O yüzden duygularımızdan arınmamız gerekti.

* Bunca yıllık tecrübenize rağmen, her yeni filme başladığınızda, kendinizi amatör oyuncu gibi hissettiğiniz olur mu?

Ben o duyguyu acayip canlı tutmaya çalışırım. Her yeni rolde paniklerim, nasıl halledeceğim,
ne yapacağım diye… Yavuz oyuncularını çok rahatlatan bir yönetmendir. Yapısı gereği işi sizin yorumunuza bırakmaz. Nasıl oynayacağınızın çerçeveleri belirlenmiştir ve öyle oynamak zorundasınız. Yıllardır birlikte çalışmaktan ötürü Yavuz’un o rolü nasıl düşündüğüne dair bir fikir oluşmuştur bende… Ama yeni çalışanlar için zorluk olmuş olabilir.

1984’ten beri oynadığım bütün karakterleri ben seçtim

* Beş parmak birbirinden ayrılmaz ama canlandırmaktan en çok keyif aldığınız karakter hangisiydi?

“Hadi gel bir film yapalım. Nasılsa kolay. Bir şeyler yazarız” diye kimseyle çalışmadım. Gördüğüm senaryoya güvenerek hep işi kabul ettim. Hepsini çok sevdim, kendimi yakın hissettim. Beğenmesem katiyen oynamazdım.

* Belki de sizden beklenti çok büyük olduğu için bu kadar titizsiniz.

Yok. 84’te ben bu konumda değildim. Sadece komedi filmlerim vardı. Ama 84’te başrol oynamaya başladığımda “Kendim seçeceğim” dedim. Başıma belayı o zaman aldım.

Beğenmediğim senaryoda oynayacağıma, bulaşıkçılık yaparım

* 5 yıl film çekmiyorsunuz, bir tane yapıyorsunuz, sonra sekiz yıl tekrar çekmiyorsunuz. Sanırım geçiminizi sinemadan sağlamıyorsunuz. Öyle olsa belki çok beğenmediğiniz rolleri de kabul etmek zorunda kalırdınız.

O konuda işin içine kişisel farklılık giriyor. Tabii ki aç, açıkta değilim. Birikimim var. 80’lerden beri yan iş olarak reklam yapıyorum. Ama inan yapmasaydım ve param olmasaydı da aynı seçiciliğim devam ederdi. Kötü iş yine yapmazdım.

* Yani “Ben aktörüm. Kazanmak için çalışmak zorundayım” demezdiniz.

Hayır efendim. Başka iş yapardım. Gider kafe
açardım, açamıyorsam bulaşıkçılık yapardım. İnsanlar hem her rolde oynuyor, hem de itibar istiyor. Olmaz öyle şey!

* Sizi tekrar bir komedi filminde görebilecek
miyiz? Mesela Badi Ekrem gibi bir rolde…

İnsanın yaşamışlığı fiziğine yansıyor, yaş ilerliyor. Badi Ekrem tabii mümkün değil. İş yine senaryoda bitiyor. Bir komedi filminde fiziğime, yaşıma uyan, beğendiğim bir rol olursa, neden olmasın. İsterim tabii.

Bir daha evlenmem diyemem ama şimdiki halimden memnunum

* Şener Şen olarak sizi hem çok iyi tanıyoruz, hem hiç tanımıyoruz. Film yapmadığınız zamanlar neler yaparsınız?

Hep sinemayı besleyen şeylerle uğraşırım. Resim, müzik… Sinema her şeyi kapsıyor, o yüzden her alanla ilgilenmek lazım. Yakın dostlarımla vakit geçiririm. Ama hep film arayışım sürer. Bir film bittiği zaman ben üç sene-beş sene bekleyeceğimi bilmiyorum ki… Yine hemen bir film yapacağım zannediyorum. O heyecanla dolaşıyorum.

* Evliliğe bakış açınızı da merak ediyoruz.

İki defa evlendim. İkisi de ayrılıkla sonuçlandı. Evliliğe çok yatkın olmayan insanlar var. Ben yatkın olmadığımı da söylemiyorum, büyük konuşmayayım. İnsana ait kesin konuşmamayı öğrendim bu yaşıma kadar. “Bir daha evlenmem” diyemem, öyle biri çıkar ki evlenebilirsin. Ama şimdiki halimden de çok memnun olduğumu söylemeliyim.

* “Sanatçılar biraz yalnızdır” diyebilir miyiz?

Yalnızlık insanlara hep ürkütücü bir şey olarak sunuluyor. Öyle değil, çok keyifli bir şey aslında. Ha ama kendinizi toplumdan tecrit eder, kimseyle görüşmezseniz o ayrı bir sorun. Önemli olan özgürlük alanının sizde olması… Hem mesleğim, hem ilişkilerim gereği toplumun en civcivli, en coşkulu alanlarında da olabiliyorum, istersem üç gün evden çıkmadığım da oluyor. Bana kalmış.

Babamın oyuncu olmamdaki etkisi büyük ama kendi yolumu buldum

* Çocukluğunuzda tiyatrocu babanız Ali Şen’den etkilendiğinizi biliyoruz. Başka örnek aldığınız biri var mıydı?

Babam model oluştururdu tabii. Oyuncu olmamdaki etkisi büyüktür. Ama benim bakış açım farklıydı. Beğendiğim oyuncuları kendi süzgecimden geçirirdim. Çocuk halimle “Ben olsam, şöyle oynardım, böyle oynamazdım” derdim. Tuhaf bir şey tabii. Dolayısıyla kimsenin pek etkisi altında kalmadım. Kendi yolumu çabuk buldum.

* Okulda öğretmenlerinizi taklit ediyormuşsunuz.

O ayrı. O eğlence için… Hâlâ birilerini taklit ederim.

Cem Yılmaz: Sette biraz hiyerarşi gerekiyor bunu anladım

* Yavuz Turgul’dan teklif geldiğinde heyecanlandınız mı?

Sevdiğim 10 filmi saysam 7’si Yavuz Turgul’undur, bunların birkaçında da Şener Abi başroldedir. Yavuz Abi’nin yazarken çok kapalı bir dünyası vardır. Bir şeyler yaptığını biliyordum ama teklif gelene kadar ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tabii çok sevindim, çok da heyecanlandım.

* Siz de çok deneyimlisiniz ama…

Yok. Ben tecrübeli değilim. El yordamıyla kendi kendine film yapan birisiyim. O başka bir dünya.
Turgul’daki kredimi yakma pahasına teklifi kabul ettim

* Peki bunu hayatınızın rolü olarak gördünüz mü?

Yok. Hatta şüpheyle yaklaştım. “Bu rolü becerebilir miyim?” diye düşündüm. Yapamayacağım şeye girişmek istemem. “Hayır” diyemem, ama kaçarım. “Ne diyorsun?” diye sorduklarında, “Iııı çok güzeel” diyerek fıyarım.

* E nasıl kabul ettiniz peki?

Yavuz Turgul benim bu role uygunluğumu düşünmüş, bunu da sağlam sebeplere dayandırmış, birlikte çalışmaya yatkınlık gözlemlemiş. Mekanik bir teklif değildi. Duygusal yoğunluğu olan, sinemacılık ruhu barındıran bir teklifti. Bu nedenle…

* “O bana güveniyorsa, ben de kendime güvenmeliyim” dediniz yani…

Emin ol öyle düşündüm. Ama onun gözündeki kredimi yakma ihtimalini de göze aldım. Yavuz Abi’nin aksine benim disiplinli bir çalışma şeklim yok. İşimde titizimdir o ayrı… Hoşuma gitmeyecek şeyler duymaktan korktum. O da hiç işime gelmez, kaçabilirim.

Bana da deneme çekimi yaptılar, bu bence çok olumlu

* O kadar sahneye çıkıyorsunuz. Beğenildiğiniz kadar eleştirildiğiniz de oluyordur.

Mutlaka. Ama sahneye çıkarken elimde bir malzemem var ve ondan eminim. Burada başka bir hüner söz konusu. Ve bu hüner bende var mı, yok mu inan bilmiyordum. Buna imkan tanıyacak proje de daha önce sunulmamıştı.

* Komedyen algısını yıkmak zor mu?

Komedi daha kolay yapılabilir, hafif bir şey zannediliyor. Sanki ben refleks olarak öyle konuşuyorum ya da komik bir karaktere bürünebiliyorum. Değil… Buradaki cazibe kendimi test etmem, oyunculuğumu bir ölçüye vurmak oldu.

* Size deneme çekimi yaptılar mı?

Yaptılar.

* “Olmadı, kusura bakma” deselerdi…

Olabilirdi tabii… Role uygun olmamak, sizin kabiliyetinizle alakalı bir konu değildir. Şöyle şeyler duyuyorum: “Ne yani… Bana deneme çekimimi yapacaksınız kardeşim.” Bu senin denendiğin bir şey değil ki, role ve operasyona uygunluğun deneniyor. Tekstin dışında söylediğiniz bir şey bile işi değiştirir. Yönetmen sizinle görüşmeden, peki neye istinaden rolü teklif edecek? “Hokkabaz’daki sihirbazı çocuğu çok iyi canlandırdın. Gel Av Mevsimi’ndeki İdris’i oyna” mı diyecek? Tam tersi, deneme çekimi yapılmasını çok olumlu karşılıyorum.

İdris’in bana benzememesi işime gelen bir durumdu

* Siz de yönetmenlik yapıyorsunuz. Yavuz Turgul’un setinde öğrendiğiniz bir şeyler oldu mu?

Şunu gururla söyleyebilirim ki iyi yapmaya çalıştığımız şeylerde Yavuz Abi’yle yöntemlerimiz çok benziyor. Öğrendiğim bir şey var. Ben fazla yumuşak yüzlüyüm. İşi çok arkadaşça götürüyorum. Biraz hiyerarşi gerekiyormuş, onu anladım. İşini iyi yapan insanlar bu disiplinden, hiyerarşik yapıdan hiç rahatsız olmuyor. Yani insanların şahsiyetini zorlamadan, yeteneğinin zorlanabileceğini gördüm.

* Siz zorlamıyordunuz yani…

Biraz çekinik kalıyordum. Hem yaş itibariyle, hem tecrübe itibariyle oyunculara fazla müdahale edersem ayıp olur gibi geliyordu. Alınacaklarını düşünüp bazı şeyleri söylemekten geri duruyordum. Dolayısıyla da bazen planladığım performansın gerisine düşebiliyordum. Yavuz Abi’nin bu konularda bir sertliği var, o da gerekli bir sertlik. Kişisel bir şey değil bu, filmin kaderini etkiliyor. İş bir kişinin kontrolünde olmalı.

* Rolünüzü biraz anlatır mısınız?

Deli lakaplı, Karadenizli polis İdris’im ben. İdris’le önce yakınlık kuramadım. Bana benzemeyen bir tip. Ama sonra benzemeye başladı.

* O nasıl oldu?

Bana benzememesi oyunculuk açısından işime gelen bir durum aslında. O adamın motivasyonunu, halini anlamak biraz zaman aldı. Daha önce canlandırdığım komedi karakterlerinde bir parça konforlu olduğum yerlerde geziniyordum. Haliyle karakterleri kendim yarattığım için bildiğim hal tavırı karaktere veriyordum. Söyleyeceği söz, bakış, duruş, yürüyüş… Şunu söyleyebilirim, biz üçümüz (Şener Şen ve Okan Yalabık ile) cinayet masası polisi olsaydık, böyle görünürdük, böyle davranırdık. Uzun zaman buna kafa yorulmuş. “Bu adamlar polis olsaydı böyle olurdu” diye düşünülmüş. Film için bu tipleri cazibeli hale getirelim diye bir durum yok. Yani bizim filmde aslında kurgu yok ve en büyük farkı o bana göre.

* Peki role hazırlanmak için ne kadar bir mesai harcadınız?

Şener Abi ve Yavuz Abi 2005’den beri çalışıyorlar. Polislerden danışmanlık alındı. Mekanların, insanların, ilişkilerin gerçekliğiyle ilgili. Misal sorgulamanın gerçekliği… Bayağı ciddi notlarla geldiler. Biz de birkaç kez kendileriyle buluştuk.

* Nerede?

Cinayet masası polisleri zaten sivil gezen polisler. Nöbetleri olduğu zaman İstanbul’un bilinmedik bir yerinde oturuyorlar. Sonra onlara telsizden veya telefondan haber geliyor: “Bir kişi daha sigarayı bıraktı” diye. Kişi ölünce sigarayı da bırakmış oluyor ya… Tüyler ürpertici bir durum. Masada oturuyoruz. İnanmazsın üç-beş dakikada bir birinin öldüğü, öldürüldüğü, intihar ettiği haberi geliyor. Bilgi alıyorlar, detayları yazıyorlar, sonra ekip gönderiyorlar.

* Polisler için olağan bir durumdur bu…
Dışarıdan biri için çok tuhaf değil mi?

Tabii. Her dakika biri ölüyor düşünsene… Çok garip. Bak nasıl duygularım gelişmiş.

Bir tescil, onay ya da damga pulu peşinde değilim

* Herkes “Cem Yılmaz’ın performasına çok şaşıracaksınız” diyor.

Ya o komedyen olduğumdan ötürü… Ben yine amatörlükten feragat etmeyeyim. Ama şundan da çok rahatsızım… Ehliyet sahibi bir insanın tevazu göstermesi saçma bir şey artık. Sizin B sınıfı ehliyetiniz var. Biri diyor ki “Araba kullanabilir misiniz?” Siz de cevap veriyorsunuz: “Aman efendim estağfurullah.” Bu manasız bir şey… Yapabileceklerimi yaptım. Bu her rolün altından kalkacağım anlamına gelmez. Skalayı genişletirsem belki farklı rolleri becerecek kadar demlenmiş olurum. Bir tescil, onay, damga pulu peşinde değilim.

* Hep böyle hayatla dalga geçen bir tipiniz var. Sizi üzen, canınızı sıkan şeyler oluyor mu hayatta?

Geçenlerde NTV’de Banu’nun (Güven) Yavuz Abi’yle röportajı olmuştu. Demişti ki “Cem nasıl biri?” Yavuz Abi de “İyi bir çocuk” diye cevap verdi. Valla iyi bir çocuğumdur ben. Üzüntü algım farklı biraz. Mesela basında yanlış anlaşıldığım zaman üzülüyorum. Ama kendi adıma değil, onlar adına…

* Başarısızlıktan çekindiğiniz için denemediğiniz bir şey var mı?

Birçok şey var. Başarı peşinde koşmuyorum ben. Ama başarısızlık denen şeyle ilgili tedbirli olmakta hiçbir sakınca görmüyorum. Film yapmaktan, sahneye çıkmaktan çok zevk alıyorum. Misal tiyatro ya da radyo programı yapmak istemem. Ama bir vesileyle de yaparsam, başarısız olacağımı bilirim çünkü ilgi alanım değil. İstekli olduğum şeyde başarısız olmaktan korkarım.

05.12.2010
Foto:Barış Acarlı

http://pazarvatan.gazetevatan.com/yazardetay.asp?yaid=207&hid=16410&yaz=Ayşe Aydın

373 defa okundu.

25 YILLIK DOSTLUK VE İŞ BİRLİĞİ – ŞENER ŞEN YAVUZ TURGUL

06 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Röportajlar, Yazılar

25 YILLIK DOSTLUK VE İŞ BİRLİĞİ

İçine Muhsin Bey’ler, Eşkıya’lar, Gölge Oyun’ları, Gönül Yara’ları sığmış 25 yıllık dostluk ve işbirliğinin son ürünü, ‘Av Mevsimi’. Yavuz Turgul ve Şener Şen, Milliyet Sanat’a filmlerini ve onları bir arada tutan şeyleri anlattılar

En sevdiği filmlerin başında ‘Muhsin Bey’ gelen, gönlünde ‘Hababam Sınıfları’na, ‘Züğürt Ağa’lara, ‘Sultan’lara özel yer ayrılmış biri olarak bu buluşmaya ödüm patlayarak gittiğimi itiraf etmek zorundayım. Bir, yaptıkları işlere büyük saygı duyduğum bir değil iki kişiyle konuşacaktım, üstelik bunlar öyle her fırsatta uzatılan teyplere içlerini döken insanlar değildi. Hele ki bir arada… İki, Yavuz Turgul’un aksiliği dillere destandı. ‘Tersliğinden’ yüzüne karşı bu kadar rahat söz edilen insan da az gördüm doğrusu. Kendisi de bu özelliğiyle çok barışık olduğundan herhalde.
İkilinin son filmi ‘Av Mevsimi’, bir polisiye. Bir cinayet var, üç polis var ve yine fragmanın final cümlesinden tahmin edileceği gibi onların ‘hayatı değişiyor’ bunu çözmeye çalışırken. Röportajımız ise, çok şükür hiç korktuğum gibi geçmiyor. Hele iki eski dostun şakalaşmalarını izlemek eşsiz bir deneyim.

* İlk defa bir cinayet filmi çekiyorsunuz…

Yavuz Turgul: Zamanı geliyor bazı şeylerin. Ben bütün türlerin iyilerini çok severim, ayırt etmem. Polisiyeye de çok özel bir ilgim var, çünkü sinemada canımın sıkılmasından hoşlanmam. Çok ağır ve sizi çok değerli fikirleriyle allak bullak eden insanlar vardır ama o biraz uzun uzun bir şeyleri gösterme halindedir. Onun yerine böyle zihin açıcı, başka türlü bir filmi daha çok tercih ediyorum. Kendim bu kadar sıkılıyorsam kimseyi sıkma hakkım olmadığını düşünüyorum bir de. 

* Klasik bir polisiye özellikleri taşıyor mu film?
Yavuz T.:  Bu hikayelerin ustaları biliyorsunuz, hep merakı son ana kadar götürür ve hiç ummadığınız bir şey çıkar. Biz o yolu izlemedik. Bizim her şeyimiz açık. Çünkü bir cinayetin nasıl işlendiği ve kimin tarafından işlendiğinden ziyade, o cinayetin ruhlarda yarattığı etki üzerinde durmayı   tercih ettik. 

* Sizin için de polisiye farklı bir tür…
Şener ŞEN: Ben çok çeşitli yerlerden geldiğim için, polisiye, dram, komedi diye ayırmıyorum. Beni olayın bütünü ilgilendiriyor, bir de o bütün içinde bana verilen görev… Ama Yavuz’la çok çalışan bir oyuncu olarak diyebilirim ki bu filmde bir üslup farklılığı var. Yavuz’un şimdiye kadar yaptığı işlerden anlatım olarak, resim olarak, dil olarak farklı. 

* Oyunculuğunuz konusunda size karışılmasına izin verir misiniz?
Şener Ş.: Sinema bireysel bir iş değil. Önce iyi bir senaryodan yola çıkılır, sonra iyi bir yönetmenle o yol tamamlanır. Geriye sadece onu yorumlama kalıyor. Oyuncular yaratıcı sınıfında değil. Malzemesi zenginse, yönetmenin dediğini iyi anlamışsa, lazım olan şeyleri ortaya çıkarabiliyorsa, iyi oyuncunun tanımı budur. 

* Yani siz tam anlamıyla teslim oluyor musunuz yönetmene sette?
Şener Ş.: Prensibim zaten odur. Evet demem zordur, herkesle çalışmam da zordur ama evet dersem de, kesinlikle yönetmeni dinlerim. 

* Öyle midir gerçekten?
Yavuz T.: Şener öyle diyorsa öyledir. Şener inanmadığı hiçbir şey söylemez. 

* En çok hangi filminizi seviyorsunuz birlikte yaptıklarınızdan?
Şener Ş.: Ben sevmediğim filmde oynamadım. Bir de şey derler ya, “Hepsi yavrularım, nasıl ayırt edeyim?” Biz zaten baştan eve girecek çocukları seçiyoruz. Benim senaryo okumam değişiktir. Oyuncular genelde hep önce rolüne bakar. Hatta tiyatroda herkes repliğini sayar. Şehir Tiyatrosu’nda bizim eski kuşakta öyledir. Ben, bütününe bakarım. Bütünü içinde bu rol ne ifade eder ve o bütünden seyirci ne algılar? Rolüm çok parlak olsa bile senaryonun bütünü beni mutlu etmediyse gene oynamam. 

Yavuz T.:  Amma zor adamsın be. 

* Bir tek sizinle oynuyor o yüzden yıllardır…
Şener Ş.: Hep uğraşıyorum, bakıyorum ama başka çıkmıyor, ne yapayım?

Yavuz T.:  Yok şimdi artık belli olmaz. Önümüzdeki dönem olur belki. 

* Evet, bir Mimar Sinan oynayacağınızı duyduk…
Şener Ş.: Öyle bir tasarımız var, Mustafa Oğuz’la, Çağan Irmak’la bir projemiz. Ama daha hazırlık safhasında. 

Yavuz T.:  Bu da beni kırdı tabii. Bunca zaman sonra sen tut başka yönetmenlere git. İhanet gibi bir şey bu, karını başkasıyla yakalamışsın gibi…

* Siz de başka oyuncu bulursunuz belki… 

Yavuz T.:  Tabii, hemen arıyorum şimdi. 

Şener Ş.: Biliyorum, Yavuz’un intikamı acı olacak. 

* Ekipteki genç oyuncularla aranız nasıldı?

Şener Ş.: Valla ben o kadar faydalandım ki. Bunu içtenlikle söylüyorum. Yeni kuşağın en parlak iki oyuncusuyla bir arada olmak benim ufkumu açtı. Melisa (Sözen), diğer yan rollerdeki arkadaşlar, Rıza (Kocaoğlu)… Sonra Çetin Bey (Tekindor) ile hiç bir araya gelmemiştim. Aynı kuşak olmamıza rağmen farklı yerlerden geliyoruz. Burada, hepimiz aynı potada buluştuk. Tabii ki Yavuz’un bunda büyük etkisi var, belli bir üslup oluştu burada, herkes bildiklerini unutup bu filmin gerektirdiğini yapmaya çalıştı. 

* Peki, “Okan’ın üzerinden silindir gibi geçtim” derken ne kastettiniz?
Yavuz T.:  Şener söyledi onu işte, bunlar kendi bildikleriyle geliyor ve ilk öğrenmeleri gereken şey de “Kendi bildiklerinizi unutun” oluyor. Şener buna çok alışkın. Hepsinin üzerinden silindirle geçildi aslında. Arada o kadar büyük jenerasyon farkı var ki, Çetin, Şener bir tarafta, arada tam ne olduğu belirsiz Cem, okumuşlar takımından Melisa, Okan… Ve onlar bütün bildiklerini yanlarında getirdiler. İşte onları unutup bambaşka bir noktaya sıçrayabilmeleri için kimi zaman silindir olmak gerekiyor. Geride bırakamıyorsun nidalarını, sesini… Çetin Bey’den sesini terk etmesini istedik yani, adamın en büyüleyici yanı. Şimdi bu ne kadar zor bir şey, adam kaç yaşında, gelmiş kemik gibi yapışmıştır bütün bildikleri ona, kurtulamaz. Ama hayranlık duydum ona, inanılmaz bir şeydi. Gençler, “Çözdük biz bu işi” gibi gizli kibirlere de sahipler. O gizli kibiri bir kere yiyip yutmak lazım. O arada da kimi zaman vahşi yollar deniyorsunuz. 

* Sizin birlikte bu kadar iyi çalışabiliyor oluşunuzun bir nedeni de ‘sinemayı birlikte öğrenmiş olmak’ herhalde…

Şener Ş.: Valla 1975’ten beri beraberiz, Arzu Film’den beri, ki benim ilk popüler olmam ‘Hababam’ serileriyledir. Ben oraya girdim, muhteşem bir ekiple karşılaştım. Ertem Abi, Yavuz Turgul, Sadık Şendil, Kemal (Sunal), Halit (Akçatepe), Tarık (Akan) oradaydı, Münir Özkul, Adile Naşit, böyle bir ekip. Orada bir ruh vardı. Tek amaç sinemaydı… Benim de sinemayı bu kadar ciddiye almamın nedeni Arzu Film’dir. 

Yavuz T.:  Sonra kara dönemler gelmeye başladı, bulutlar grileşti, fırtınalar, yağmurlar… 

* Cem Yılmaz’dan söz ederken “İyi insan” lafını kullandınız. Bunu önemsiyorsunuz çalıştığınız insanlarda…

Yavuz T.:  En çok önemsediğim şey. Bir bütün halinde bir yere doğru yolculuk yaparken, hani kıskançlığıyla, sıkıntılarıyla, dertleriyle, beğenmez yanlarıyla, böyle her şeye b.ka bakar gibi bakan insan hayatta istemem ben. Zaten ben öyleyim. Diğerleri, mesela Şener, muazzam bir moral kaynağıdır, çok iyi abilik yapar. Onun dışında işte Cem, burası onun alanı değildi, şüpheler, kaygılar taşıyabilecekken o da ‘Yavuz abilerle’ büyümüş, çok sevmiş ‘Muhsin Bey’leri, koşarak geldi. En sıkıntılıları Okan’dı. O da kulağında ipod bir köşeye çekilir, neyse onu da hallettik. Melisa inanılmaz bir insan, Çetin Bey acayip mütevazı ve işte bütün bu grup hep birlikte bir yere gittiği zaman birisi çıkıp kıllık yapmıyor. Bir tane bela yeter, o nedenle diğer bela olması muhtemel insanları istemem ben sette. 

* İş dışında görüyor musunuz?

Şener Ş.: Görüşüyoruz. Sette gördüğümüz Yavuz’la özel hayattaki Yavuz’un hiç alakası yoktur, çok keyifli bir arkadaştır diğer zamanda. Sette zordur. Bu kadar çalışmama rağmen, Yavuz’un her türlü halini bilmeme rağmen zorlandığım anlar benim de olur. Çünkü o an işin içinden çıkamayız. Onun geçmesini beklemek lazım.
Yavuz T.:  Yazıklar olsun Şener. 

* Siz de bunu rahatlıkla itiraf ediyorsunuz ama zaten…
Yavuz T.: Az bile söylüyor, canım, kibarlığıyla yine. Nefret ediyorlar benden hepsi, biliyorum. 

Şener Ş.: Özel hayatta çok farklı ama. Özellikle Yavuz’u tanımayanlar için hakikaten çok zor anlar oluyor sette. Paralize olan, kitlenen, en basit cümleyi karıştıran ne öyle özgüveni fazla insanlar gördüm.

 

403 defa okundu.

Şener Şen TTNET Reklamları Kuruş Osman

04 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, Reklamlar, Yazılar

,

Şener Şen’in TTnet reklamları devam ediyor. Bu sefer Mümkünlünün en cimri esnafı Kuruş Osman’ı ikna etmeye çalışıyor ve tabiki başarıyorda..

555 defa okundu.

İyi senaryo hep Yavuz’dan geliyor.

03 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, Röportajlar, Yazılar

Yavuz Turgul’un yönettiği ‘Av Mevsimi’nin oyuncuları Şener Şen, Cem Yılmaz, Melisa Sözen ve Okan Yalabık, filmi ve karakterlerini anlattı ŞENER ŞEN:
Birçok kişiye göre Türkiye’de yaşayan en büyük oyuncuların başındasınız. Ama sizi perdede görmek için Yavuz Turgul’un film çekmesini beklemek gerekiyor.
Benim öyküyle ilgili takıntım var. Yani filmde neyi anlatacağız. Tabii bunun sinemadaki karşılığı da senaryo. İyi bir senaryo beni heyecanlandırır. Evet demem için senaryodan etkilenmem lazım. Yani kendimi göremezsem o projede başka bir şey konuşmadan ‘Hayır’ diyorum.
Sizin farkınız burada galiba…
Evet. Çünkü senaryo sinemanın en zor yeri. Başlangıcı, birinci adımı ama en zoru. Özeti bu. İyi senaryo da hep Yavuz’dan geliyor çoğunlukla çünkü o da senaryo için parçalanan birisi. İkimiz de Arzu Film ekolünden geliyoruz. Orada da birinci olay senaryo idi. Ama bu olmazsa olmaz kural mıdır? Değildir tabii. Sinemada herkesin yaklaşımı farklıdır.
Peki senaryoda kendimi görmem lazım dediniz. ‘Av Mevsimi’nde kendinizi nasıl buldunuz?
‘Kendimi buldum’ derken bu yanıltıcı bir cümle de olabilir. Yani oyuncu egosuyla önce kendisiyle ilgili şeyler arıyor gibi de olabilir. Tam bu değil. Yani bütün beni ilgilendiriyor. Bazen, rolüm çok parlamasa da, ama hikaye öykü cazip gelirse o filmi de kaçırmak istemem. Ama Yavuz’dan gelen bütün senaryolarda beni heyecanlandıran bir yan var zaten. Bu da onlardan biri.
Biraz önce bahsettiğimiz filmlerin büyük kısmında ortak bir yön var. ‘Muhsin Bey’den başlayarak ‘Eşkıya’, ‘Gönül Yarası’, Gölge Oyunu’nu da katarsak; yaşanılan çağın gerçekliğine ‘çağın dışında’ kalmış bir karakterin sokulması göze çarpıyor. Bu filmde de öyle mi?
Bu Yavuz’la ilgili bir yaklaşım. Her sanatçının dönemleri olur. Şimdi eski değerlere bağlı, yeniyi kavrayamayan insanların öyküsünü Yavuz çok yaptı. Seviyor da. Bu tam öyle değil. Rolü gereği eski. Öyle eski değerlerle yenilerin çatışmasını anlatmıyoruz bu filmde. Sadece komiser, emekliliğine çok az kalmış, yaşından ötürü bana uygun bir rol olduğu için diyelim. Değişik bir Yavuz Turgul sineması göreceğimizi söyleyebiliriz. Bir cinayet anlatıyor. Bu bir polisiye bir film. Şimdiye kadar denemediği bir alan.
Türkiye’de son dönemde polisiye olarak Uğur Yücel’in çektiği ‘Ejder Kapanı’ vardı. O bir yol açtı. Şimdi ‘Av Mevsimi’ geliyor. Bu trend sinema da polisiye sinemasının kanallarını açar mı?
Valla Yavuz’un farklı bir gözü var. Polisiyede de farklı bir bakış yakaladığına inanıyorum. Sadece cinayet çözme meselesi değil. Cinayeti çözen insanlara da ilgiyi yöneltiyor. Bunlar ne yapıyor, bunların hayatlarında neler oluyor gibi sorular da ortaya atıyor. Ve dil, biçim açısından da farklılıklar var.
Komedi filmlerinde yer aldığınız dönemlerin en önemli ismiydiniz. Şimdi başka bir dönemin en önemli komedi figürü Cem Yılmaz ile birlikte oynadınız. Deneyimli bir oyuncu olarak Cem Yılmaz’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben bunu çeşitli vesilelerle çekim sırasında da dile getirdim. Çünkü iyi bir şey beni heyecanlandırır. İyi senaryo, iyi oyunculuk… Cem’in oyunculuğu beni heyecanlandırdı. Bunu söyleyebilirim. Cem çok farklı ve başarılı bir Cem göreceğiz.
Türkiye’de gişe rekorları kıran bir tür komedi ile uluslararası festivallerden ödüllerle dönen başka bir damar sinemada birlikte yol alıyor. Bugünün sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tabii uzun yıllardır bu işin içindeyim. Ben sorunu aynı görüyorum hep. İyi film vardır. Kötü film vardır. Hangi türde yaparsanız yapın, iyi film zor bir şeydir. Bela bir şeydir. Bunun bugünle de alakası yok. Bu sinemanın sorunu. Bütün iş anlatacağınız öyküde. İnsanlara, insana ait ne söyleyeceksiniz. Bunu güzel becerirseniz, filminiz ilgiyle karşılanıyor. Ama bu söylendiği kadar kolay bir şey değil.
Bunu ilk başta konuştuğumuz senaryodaki seçiciliğinize bağlarsak, ‘iyi hikaye anlatan filmlerin az olduğu’ sonucunu çıkartabilir miyiz?
Dünyada da az. Bize özgü bir durum değil. Düşünelim Hollywood her türlü olanağa sahip. Bu kadar büyük bir güç çuvallıyor. Her filmi başarılı olmuyor. Büyük bir sektör olunca uğraşanı da var. İyi bir senarist milyon dolardan aşağı kazanmıyor. Her alanda uzmanlaşma var. Peki, bütün bunlara rağmen başarısız filmler görüyoruz. Starları var. Peki sorun ne: Senaryo
Son olarak, umarım Yavuz Turgul’la birlikteliğiniz devam eder ve daha birçok filme birlikte imza atarsınız. Sizi Yavuz Turgul imzası taşımayan bir filmde görebilecek miyiz?
Her an olabilir. Ben bunun için uğraşıyorum. Ama bugüne kadar olmadı. Tam başka bir senaryoya ikna olur gibi oluyorum ama sonunda Yavuz’un uzattığı proje en beğendiğim oluyor.

Hayat algımı değiştiren bir süreçti

Okan Yalabık:
Av Mevsimi ekibine dahil olma serüveni nasıl gerçekleşti.
Mart ayında gelen bir telefonla oditioun’a çağrıldım. Bu vesileyle sürece girdim. İki aşamalı oditioun’un ardında provalara dahil oldum.
‘Yılan Hikayesi’ dizisinde de ‘acemi polis’ durumunuz vardı değil mi?
Evet…
Karakterden bahseder misin?
Hasan Adıgüzel. Sosyal antropolojide yüksek lisans öğrencisi. Seri cinayetler üzerine de bir taraftan tez yazıyor. Ve teşkilata da yeni girmiş bir taraftan. Cinayet masasında bu ekibe yeni katılmış acemi bir polis. Aslında durumu ve hali itibariyle mesleki anlamda arada kalmış biri. Bir aidiyet sorunu olsun, polislik mesleğiyle olsun, hazırlandığı evlilik kurumuyla ilgili olsun ciddi bir aidiyet sorunu var.
Peki, Yavuz Turgul’la çalışmak nasıl bir deneyimdi..
Çok önemli ve dolu dolu geçen bir süre aslında. Her oyuncu için önemli bir zaman bu. Hayat algınızı da değiştiren bir süreç bu. Her an bir kafanın içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz, yönetmenin istediğini almasıyla ilgili olarak. Tabii ki bunun metodları vardır. Yavuz Hoca da bu anlamda kendi değerleri ve istedikleri doğrultusunda tabii ki oyuncuyla birebir ilişkiye giriyor.
Peki başka türlü bir isim Şener Şen ile çalışmak nasıldı…
Bu işin içerisinde ustalarla birlikte bir yerinde yer almak, her gün mesaide yer almak. Ortak bir konsantrasyonda bulunmak çok önemli. Şener Şen ile büyüyen bir jenerasyona dahilim. Keza Yavuz Turgul filmleri. Aynı şekilde Çetin Tekindor da çok önemli benim için.
Polisiye bizde tür olarak gelişmiş bir tür değil. Televizyondakiler daha çok komedi sosuna bulanmış durumda. Burada daha dramatik bir hikaye var. Filmi, Türkiye sinemasında hangi noktaya koyabiliriz.
Evet tür olarak, polisiye macera diyebiliriz. Ama bir taraftan da her film, her yönetmen, her hikaye oyuncularıyla beraber aslında kendi dünyasını sunar. Ben filmleri birbiriyle çakıştırmaktansa, kendi kimlikleriyle yer aldıklarını ve o şekilde konumlandıklarını düşünürüm. Amerika’yı tekrar keşfetme iddiasında olduğunu düşünmüyorum filmin, Yavuz Hoca’nın da böyle bir iddiası yok. Güzel bir film yapma konsantrasyonundaydı herkes. Seyircinin beğenisine kaldı her şey.
Film bitti, artık neler var
Tiyatro Krek’teki oyun devam ediyor. Dizi olarak Kanuni Dönemi’ye ilgili ‘Muhteşem Yüzyıl’ isimli bir dizi de rol alıyorum.

 O da benim gibi dertli bir adam

CEM YILMAZ:
Kendi filmlerini çektiğin dönemde ‘benim için en kolayı oyunculuk’ demiştin. Hâlâ aynı şeyi düşünüyor musun?
Dürüst olmak gerekirse, ben onu şu sebeple söylememiştim. Bir filmi yaparkenki unsurlardan, senaryo, postprodüksiyon ve diğer şeyler arasında benim için ‘en kolayı’ oyunculuk’ diye söylemiştim. Filmi film yapan metni yaratma meselesi daha zor. Belki de yönetmenlik de bundan sonra gelir. İşi idare etmek. Ama oyuncunun işi birazcık daha kolay. Hele hele bir yönetmenle çalışıyorsanız. Hele yönetmen tekstin de sahibiyse oyuncunun işini bayağı bir kolaylaştırıyor.
Bugüne kadar ‘zor’ kısım diye tabir ettiğin bölümlerinde yer almadığın bir filmde oynamadın. Şimdi herkes Cem Yılmaz’ın oyunculuğunu daha fazla merak ediyor.
Bir şey söyleyeyim mi, benim yazdığım oynadığım filmler hakkında da çok şey söylendi. Yani çok geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapıldı. Ama bana birisi şunu sorsa haklı olabilir: ‘Kardeşim ne bulaşıyorsun bu işlere?’ Ben bu işi yapmaktan zevk alıyorum. Dolayısıyla yaptığım iş başkasının kontrolünde de olsa, kendim çekiyor olsam da aldığım zevk değişmiyor. Temelde duygum aynı. Bir filmin bir yerinden de olsa parçası olmak. Öte yandan, böylesine dramatik, ciddi bir filmde oynamak çok ciddi bir dönemeç gibi gelmiyor bana. Bir karakteri canlandırmakla ilgili bir vazife verilmiş, adam da yapmış. Burada gerçekten cebimden tavşan çıkarmıyorum. Hoca demiş ki ‘Cem oynasın’, ben de demişim ki ‘Acaba oynayabilir miyim? Deneyelim.’ Ve oldu.
Bu soru çok sorulmuştur ama sormadan olmaz. Şener Şen’le oynamak nasıl bir duygu?
Şöyle bir durum var. ‘Şener Abi’den çok şey öğrendim’ gibi yalan dolanlardan bahsetmeyeceğim. Benim sektörün dışında bir hayatım oldu. Dergicilik benim hayatımda daha fazla yer kaplıyor. O zamanlar sahnedeki, perdedeki üretimlere hep alaycı yaklaşırdım. ‘Niye bizde böyle güzel şeyler olmuyor’ diyen taraftaydım ben. Ama Şener Abi’lerin geçmişine baktığımız zaman, acayip zamanlarda film üretmişler. Senede 300 film yapılan bir dönemde. Eliyorsun o jenerasyondan, mizahla harmanlanmış, sinemasal şıklıklarla donatılmış yapımları, güzel senaryolu filmleri Yavuz Abi’yle Şener Abi çıkıyor karşımıza. Onlardan da beklediğin şu oluyor. ‘Ne diyecek acaba senin yaptığın işle ilgili.’ Beğeniyorlar mesela. Daha iyi olmasını arzu ediyorlar. O zaman mutlu oluyorsun. Şener Abi’yle oynarken eğer o sana ‘Delikanlı gel iki dakka. Bak şimdi şekerim biz yıllarca yaptık…’ dese olmaz. Hayatımda bunları çok gördüm. Çoğunda ne yazık ki bu tür şeyler duyuyorsun. Bu üzücü. Ben artık orta yaşlıyım. Bunları duysaydım çok üzülürdüm. Çetin Tekindor da öyle. Bildiğin konservatuvarda hoca ya. Bütün provalarda birbirimizin halini düşünsene. Ben ne akala. Ben evimde oturuyordum on sene önce. O sırada birinin 30 filmi ötekinin 120 oyunu falan vardı.
Filmdeki karakterden biraz bahsedelim. İdris isimli sorunlu bir polisi canlandırıyorsun.
Dertli bir adam. Mesleği çok dertli. Şimdi polisiye filmden böyle CSI havalar devşirmek istiyoruz ya. Bunun CSI’ında değil bu karakter. Dertli adam. Bir de hayat gailesi var. Bu tip karakterde kendine benzerlik arama meselesinde benim ondan araklayabileceğim şey bu: Dertli olması. Onun dışında hiç bana benzemiyor.
Biraz arızalı da bir karakter….
Evet. Ama meslekte çok perişan be kardeşim. Bir gün takılsan cinayet masası polisleriyle anlardın. Bunun tedavisi nasıl oluyor ben anlamıyorum. Bir polisle konuştum. Akrabalarıyla konuşurken, birden bire onları sorgularken buluyormuş kendini. Mesela hiçbir yere gidip kapıya sırtlarını vermiyorlar. Gözleri daima kapıda. Hep yandaki masada konuşulanları dinliyorlar. Kaldı bunlar bende biliyor musun filmden sonra. Hani bazen diyorlar ya hepimize ‘Senin işin de ne zor ya’ diye. Beyin cerrahı adam sana bana diyor ki ‘Sizin işiniz zor.’ Bu adamlarla bu kadar takılınca zorluğu görüyorsun gerçekten. Havalı mı dersen çok havalı. Ama sert.
Bu filmi Türkiye sinemasında nasıl bir yere oturtuyorsun peki…
Bir topluluğun sinemasında belki de her türün olması gerekmiyor. Yani film zaten bununla da birazcık ilgili. Kurgu bir polis, seyircinin zekasını zorlayacak cinayet gibi işler çok acemice geliyor bana. Ben öyle çok senaryo girişimi okudum. Ben de yaptım zamanında. Çekmedim o filmi Allah’tan. Acemilerin ilk oynaştıkları türdür polisiye.
Kolaydır belki de….
Çünkü bir tane meseleyle uğraşıyorsun. Ama bu sefer başka bir şeyi ıskalıyor: Karakteri. Belki CSI’ları izledikten sonra onun gibi davranmak isteyen polisler olabilir. Ama hayat buna izin vermiyor. Bir CSI’lardaki polisin ne kadar maaş aldığını bilmiyoruz. Ama ben buradaki polisin ne kadar maaş aldığını bilerek oynuyorum o rolü. Bizim filmin belirgin özelliği, karakterlerin hayatlarıyla da ilgili. Bunun bizim sinemamızda olmasının faydası olduğunu da düşünüyorum doğrusu.

Bir saniye bile olsa oynardım

MELİSA SÖZEN:
Daha önce, Çağan Irmak ve Derviş Zaim gibi yönetmenler de de çalıştınız. Yavuz Turgul’la çalışmak nasıl bir duygu?
Çok güzeldi. Başlarken, hem heyecanlıydım. Hem çok mutluydum. Hem çok tedirgindim. Bu filmin içine dahil olduktan sonra, böyle bir ekibin içinde yer almak, böyle bir senaryoda olmak büyük sorumluluk gerektiriyor. Bir şekilde çok çalışmam ve altından kalkmam gerekiyordu. Ama Yavuz hocayla karakter ve sahneler üzerine çalışmaya başladıktan sonra birazcık daha rahatladım.
Filmdeki karakterden bahsedelim biraz.
Asiye, İdris’in eski eşi. Karadenizli ve o da İdris gibi baskın bir karakter. O damar onda da var. Ve bir polis eşi olmanın zorluklarını yaşıyor. Çünkü İdris’in paranoyaları ve kıskançlıkları artıyor. İki çocukları var ve Asiye o iki çocuğa rağmen dayanamıyor ve gidiyor.
Yavuz Turgul’un oyuncularını çok zorladığı söylenir. Filme başladıktan sonra bunu hissettiniz mi?
Aslında şöyle bir şey oluyor. Bir çok yerde ilk akla gelen, ezbere yaptığınız, kodlanmış şeyler vardır ya onların hepsini unutuyorsunuz. Gerçek, hakiki olanı istiyor. O tepkilerin Asiye’nin tepkileri olmasını istiyor. İdris’le, Selman’la ve diğerleriyle ilişkisini düşünürken, Asiye neye sevinir, neden mutlu olur, neye tepki gösterir. Öyle düşünmenizi istiyor. Dolayısıyla oyuncudan son derece bu işe hakim ful konsantre bir disiplin istiyor. Bütün bunlar olduğu zaman, yaratmak istediğiniz karakter de karakter olmaktan çıkıp var oluyor. Dolayısıyla bu anlamda dersinizi çok iyi çalışmanız gerekiyor.
Şener Şen ve Cem Yılmaz birbirinden farklı ama çok önemli figürler. Onlarla birlikte çalışmak nasıldı?
Benim için ikisi de muazzam oyuncular. Bir sahne üzerinde karşılıklı çalışmak hem çok keyifli, role dair alışveriş çok üst düzeyde. İşini bilen insanlarla çalıştığınız zaman başka bir şey oluyor.
Bir oyuncu olarak gözleminizi sormak istiyorum. Herkes Cem Yılmaz’ın performansını merak ediyor. Çünkü bugüne kadar olmadığı bir role bürünüyor. Siz bir oyuncu olarak onu nasıl değerlendiriyorsunuz.
Fragmanda da görüldüğü gibi ve filmin tanıtım notlarında da yazıldığı gibi bambaşka bir karakter gerçekten. Ordaki Cem Yılmaz değil. Benim çok haddim değil tabi ama ben oynarken bambaşkaydı. Ben çok beğendim. İnanılmaz yetenekli. Aslında işin özeti şu: Filmin içinde Şener Şen, Şener Şen değil, Cem Yılmaz Cem Yılmaz değil. Onlar Ferman ve İdris. Yavuz Hoca böyle bir dünya yaratmayı başarıyor. Bu dünyaya ikna oluyorsunuz.
Türkiye sinemasında kadın karakterler yaratılmasında ve derinleştirilmesinde sıkıntılar olduğu yazılıp çiziliyor. Sen Asiye’nin yeterince derin ele alındığını düşünüyor musun?
Kesinlikle. Çok güzel bir senaryo. Benim ağırlığım, kadın oyuncu olarak buradaki duruşumla değerlendirilemeyecek bir senaryo bu. Bir saniye de olsa, sen buradan geçeceksin deseydi de Yavuz Turgul ben yine de bu işin içinde olmayı çok isterdim. Gerçekten çok şey öğrendim.
Çok genç bir oyuncusun. Ama ‘Bıçak Sırtı’ dizisinden sonra burada da çocuklu ve olduğun yaştan daha büyük bir kadın rolüyle karşımızdasın. Bunu neye bağlıyorsun.
Ne diyebilirim ki. Aslında yönetmen sineması bu. Benimle hiçbir alakası yok durumun. O sırada o karaktere en yakın, kafasında kurduğu karaktere resim olarak oturttuğu karakterler bunlar. Benimle hiç ilgili değil

Şenay AYDEMİR Radikal Gazetesi

 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1030858&Date=01.12.2010&CategoryID=41

306 defa okundu.

Şener Şen’in Reklam filminin kamera arkası.

08 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Yazılar

Taraklı’da süren reklam çekimleri sırasında ünlü oyuncu Şener Şen böyle görüntülendi. Reklam filminin kamera arkası…

Taraklı İlçesi’nde Olgun Şimşek ile TTNET ile reklam filmi çeken Türk Sinemasının ünlü oyuncularından Şener Şen’in çekimler sırasında oldukça neşeli olması dikkatlerden kaçmazken rol arkadaşı Olgun Şimşek’in samimi sohbetleri sonrasında kendisini izleyen çekim ekibindeki arkadaşlarına dilini çıkartması kameralara yansıdı.

Taraklı İlçesi’nde cuma günü başlayan TTNET reklam filminde Şener Sen Belediye Başkanı rolünü canlandırıyor.

İlçede çeşitli mekanlarda süren çekimler ardından Çakırlar Konağı’nda yapılan çekimler ardından balkona çıkan Şener Şen, rol arkadaşı Olgun Şimşek ile balkonda bir süre sohbet etti. Sohbet sırasında eliyle para işareti yapan Şen daha sonra Olgun Şimşek’in kulağına eğilip bir şeyler söyledi.
Yener’in sözleri üzerine saşıran Şimşek’in yüz ifadesi çekimleri izleyen gazetecilerin kameralarına yansıdı.
Şen balkondayken kendisini izleyen çekim ekibine balkondan dilini çıkartması dikkatlerden kaçmadı.
Reklam filminin çekimlerinin 4 gün daha süreceği belirtilirken reklam filminin çekiminde Taraklı İlçesi ve çevre ilçelerden gelen figürasyon olarak rol alanlar 30- 75 lira arasında değişen ücret ödeniyor.

Kaynak: http://www.medyabar.com

436 defa okundu.

Züğürt Ağa İstanbul Göç Filmleri Festivalinde

08 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Yazılar

  Zeytinburnu Belediyesi, kardeş şehirlerinden Stockholm ile birlikte düzenlediği ‘İstanbul Kardeşleriyle Buluşuyor Projesi’ kapsamında 8-12 Kasım tarihleri arasında göç konulu film festivalinin ev sahipliğini üstleniyor.

Göç ve göçmenlik hakkında çekilen filmleri ve bu konuya hassasiyeti olan sinemacıları bir araya getirmeyi hedefleyen ‘Göç Filmleri Festivali’nde; İsveç ve Türkiye’den 10 göç konulu film Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gösterilecek.

ZÜĞÜRT AĞA
Filmler arasında yapımcılığını Zeytinburnu Belediyesi’nin üstlendiği 2008 yapımı ‘Sürgün ve Ölüm’, Memduh Ün ustanın ‘Zıkkımın Kökü’, Zeki Demirkubuz’un ‘Üçüncü Sayfa’ ve Şener Şen’in başrolünü oynadığı ‘Züğürt Ağa’ gibi sinemamızın önemli filmlerinin yanı sıra beş İsveç filmi, 20 farklı seansla izleyici ile buluşacak.

Göç sorununa dikkat çekmek amacı ile yapılan festival çerçevesinde ‘Göç Fotoğrafları Sergisi’ de ziyaretçilerin ilgisine sunulacak. Sergide; Afganistan’dan Çeçenistan’a, Doğu Türkistan’dan Kırım’a, Kuzey Kafkasya’dan İran’a, Makedonya’dan Bulgaristan’a, Batı Trakya’dan Kerkük’e kadar uzanan geniş coğrafya üzerinde yaşam mücadelesi verirken karşılaştıkları zorluklardan dolayı kendilerine kucak açan Türkiye’ye sığınan göçmenlerin dramları fotoğraflarla dile getirilecek. Fotoğraf Sergisi 8-12 Kasım tarihleri arasında Zeytinburnu Kültür Merkezi fuayesinde görülebilecek.

189 defa okundu.

Şener Şen’in en sevdiğiniz filmi anketi sonuçları

06 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Yazılar

Şener Şen’in en sevdiğiniz filmi anketi sonuçlandı. Sitemiz kullanıcılarının vermiş olduğu oylara göre, hayranları Şener Şen’i en çok Eşkıya filmini seviyor.

Tüm sonuçlar şöyle:

Eşkıya    :79 Oy
Züğürt Ağa    : 38 Oy
Kabadayı    : 36 oy
Namuslu    : 18  Oy
Gönül Yarası    : 8 oy
Muhsin bey    : 7 Oy
Selamsız Bandosu    : 3  Oy
Toplam oy: 189

132 defa okundu.

Türk sinemasının efsanesi Şener Şen’e ‘Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ verildi.

06 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Yazılar

Yaşam boyu başarı ödülü alan usta oyuncu esprileri salondakileri kırdı geçirdi.

16.Londra Türk Film Festivali, Çağan Irmak’ın “Prensesin Uykusu” filminin dünya prömiyeriyle başladı. Londra’nın ünlü mekanlarından Leicester Square’de dün akşam düzenlenen gala gecesinde, Türk sinemasının efsanevi ismi Şener Şen’e ‘Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ verildi.

Açılış galası, başkent Londra’nın sinema merkezi olarak bilinen ‘Leicester Square’deki 1300 kişilik Empire Sinemasında yapıldı. Türk ve İngiliz vatandaşlarının yoğun ilgi gösterdiği festivalde, Semih Kaplanoğlu’nun “Bal” adlı fimi ‘Golden Wings Digitürk Dijital Dağıtım Ödülü’ne layik görüldü.

Konukların ‘kırmızı halı’ üzerinde yürüyerek geldikleri Leicester Square’deki Emperial binasında, önce bir kokteyl verildi. Aralarında Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz, Türk sinemasının efsanevi ismi Şener Şen, yönetmen Çağan Irmak, Genco Erkal, Sevinç Erbulak, Çağlar Çorumlu, Ayşe Nil Şamlıoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Londra Müşaviri İrfan Ünal, Esra Dillion, Türk-İngiliz Hukukçular Birliği Başkanı Emma Edhem ve Türk-İngiliz Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu üyelerininde bulunduğu konukları, Londra Film Organizatörü Vedide Kaymak ile asistanı Selvin kapıda kaşıladı.

ŞEN’E ÖDÜLÜNÜ BÜYÜKELÇİ VERDİ

Espirileri ve şakacı kişiliğiyle gala gecesine renk katan usta oyuncu Şener Şen,‘Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz’ün elinden aldı.

Gece boyunca oldukça mutlu olduğu gözlene Şen,ödül töreninin ardından yaptığı açıklamada,”Çok hoş bir ortam. Gayet mutluyuz. Festivalin 16’ıncı yılı kutlu olsun” dedi.

Ünlü yönetmen Çağan Irmak da ‘heyecandan çok oldukça keyifli olduğunu söyledi. 7’inci filmini tamamladığını belirten Irmak,“Miniklere, büyüklere eğlenceli bir film yaptım” diye ifade etti.

13 YIL ÖNCE BAŞLAYAN SERÜVEN

Londra Türk Film Festivali’nin öncüsü ve organizatörü Vedide Kaymak, festivalden büyük bir heyecan duyduğunu, 13 yıl önce Kuzey Londra’daki Rio sinemasında başlayan serüvenin geldiği yerin kendisini çok mutlu ettiğini söyledi.

15 günlük festival boyunca Türk filmlerinin Londra’nın 2 ayrı bölgesindeki sinemada gösterimle izleyicilerle buluşacağını ifade eden Kaymak, festivalin çok kültürlü Londra’nın yaşamına renk katması umudunu dile getirdi.

Gala gecesinde gösterime giren filmin yönetmeni Çağan Irmak da, sahneye oyuncuları Genco Erkal, Sevinç Erbulak, Çağlar Çorumlu, Ayşe Nil Şamlıoğlu ile birlikte çıktı. Irmak, gala gala gecesinde filminin gösterime girmesinden dolayı duyduğu heyecanı dile getirdi.

FESTİVALDE 21 TÜRK FİLMİ GÖSTERİLECEK

Londra’da 15 gün boyunca sürecek olan festival kapsamında gösterilecek uzun metrajlı belgeseller arasında ise “Müezzin” ve “Yedek Memleket” gibi filmler bulunuyor.

Londra Türk Film Festivali kapsamında gösterilecek uzun metrajlı belgeseller arasında ise “Müezzin” ve “Yedek Memleket” gibi filmler bulunuyor. Filmler, Piccadilly Circus’taki Apollo Sineması’nda ve Dalston’daki Rio Sinemasında gösterilecek.

Aynur TATTERSALL-Alpaslan DÜVEN – LONDRA / DHA

172 defa okundu.

Şener Şen’in reklam çekimleri neşeli geçiyor.

01 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Yazılar

Sakarya’nın Taraklı İlçesi’nde Olgun Şimşek ile TTNET ile reklam filmi çeken Türk Sinemasının ünlü oyuncularından Şener Şen’in çekimler sırasında oldukça neşeli olması dikkatlerden kaçmazken rol arkadaşı Olgun Şimşek’in samimi sohbetleri sonrasında kendisini izleyen çekim ekibindeki arkadaşlarına dilini çıkartması kameralara yansıdı.

OLGUN ŞİMŞEK VE ŞENER ŞEN’İN BALKON SOHBETİ
Taraklı İlçesi’nde cuma günü başlayan TTNET reklam filminde Şener Sen Belediye Başkanı rolünü canlandırıyor. İlçede çeşitli mekanlarda süren çekimler ardından Çakırlar Konağı’nda yapılan çekimler ardından balkona çıkan Şener Şen, rol arkadaşı Olgun Şimşek ile balkonda bir süre sohbet etti. Sohbet sırasında eliyle para işareti yapan Şen daha sonra Olgun Şimşek’in kulağına eğilip bir şeyler söyledi.

DİLİNİ ÇIKARDI
Yener’in sözleri üzerine saşıran Şimşek’in yüz ifadesi çekimleri izleyen gazetecilerin kameralarına yansıdı. Şen balkondayken kendisini izleyen çekim ekibine balkondan dilini çıkartması dikkatlerden kaçmadı. Reklam filminin çekimlerinin 4 gün daha süreceği belirtilirken reklam filminin çekiminde Taraklı İlçesi ve çevre ilçelerden gelen figürasyon olarak rol alanlar 30- 75 lira arasında değişen ücret ödeniyor.

241 defa okundu.

« Önceki YazılarSonraki Yazılar »