Festivali Turgul açacak Ceylan kapatacak

08 Eylül 2011 Yazan  
Kategori Genel, Yazılar

 T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Avrupa Birliği Bakanlığı’nın destekleri ve Lancia’nın ana sponsorluğunda 22-25 Eylül tarihleri arasında bu yıl ilki gerçekleştirilecek olan Roma Türk Film Festivali’nin açılışı Yavuz Turgul’un ‘Av Mevsimi’ filmiyle kapanışı ise Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes ödüllü filmi ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ filmiyle yapılacak.

Bundan böyle Ferzan Özpetek’in onursal başkanlığında her yıl düzenlenecek olan festival süresince İtalyan sinema izleyicisi 30 Türk filmiyle buluşacak.

ONUR KONUKLARI ŞEN VE YILMAZ
Roma Türk Büyükelçiliği’nin destekleriyle, Roma’nın ünlü Villa Borgeshe Bahçeleri içindeki Casa Del Cinema salonlarında 21 Eylül’de, İtalya ve Türkiye’den davetli basını bir araya getirecek olan festivalin basın toplantısına, Yavuz Turgul, Şener Şen, Cem Yılmaz ve Okan Yalabık onur konuğu olarak katılacak.

Açılış Töreni’nde, festival konuklarının İtalyan izleyiciyi selamlayacağı gecede festivalin Onursal Başkanı Ferzan Özpetek, yönetmen Yavuz Turgul’a festivalin Onur Ödülü’nü sunacak.

EYVAH TÜRKLER GELİYOR!
Festivalde, İtalyanların Osmanlı döneminden bu yana, korkulu bir ifadeyi esprili bir söylemle anlatmak için kullandıkları “Mamma li Turchi”/ “Eyvah Türkler Geliyor” cümlesi “motto” olarak alınıyor.

Festival bu sloganı, “Filmleriyle Geliyorlar” cümlesiyle tamamlayarak, tarihe de ironik bir gönderme yapıyor; tarihin bıraktığı izleri ‘kültürel bir buluşma’yla yeniden yapılandırıyor…

122 defa okundu.

Av Mevsimi Filmi Gişe Bilgisi

26 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Genel, Yazılar

Sinematurk.com sitesinin sonuçlarına göre Av Mevsimi filmi 2.094.027 kişi tarafından izlenildi. Hasılatı ise 19.629.092 TL olarak belirlendi.

281 defa okundu.

Av Mevsimi Filmi İlk Hafta Gişe Rakamı

13 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Yazılar

 

3 Aralık’ta vizyona giren Yavuz Turgul’un son filmi ‘Av Mevsimi’, 10 gün içerisinde toplam 1.017.185 kişi tarafından izlenerek 9.888.244,00 TL hasılat elde etti.

Başrollerinde Şener Şen, Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Melisa Sözen ve Çetin Tekindor’un yer aldığı film, vizyona gireli henüz iki hafta bile olmamasına rağmen izleyici sayısı hızla arttı. Vizyona girdiği ilk hafta sonunda 389.213 kişi tarafından izlenen ve 3.985.322,00 TL gişe geliri elde eden film, ikinci hafta sonunda da seyirci kaybetmeyerek 357.247 kişi tarafından izlendi.

‘Av Mevsimi’ ile aynı hafta vizyona giren, Müjdat Gezen’in başrol oynadığı ‘Memlekette Demokrasi Var’ filmi ise vizyona girdiği günden bu yana toplam 49.404 kişi tarafından izlendi ve 437.274,00 TL gelir elde etti.

785 defa okundu.

25 YILLIK DOSTLUK VE İŞ BİRLİĞİ – ŞENER ŞEN YAVUZ TURGUL

06 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Röportajlar, Yazılar

25 YILLIK DOSTLUK VE İŞ BİRLİĞİ

İçine Muhsin Bey’ler, Eşkıya’lar, Gölge Oyun’ları, Gönül Yara’ları sığmış 25 yıllık dostluk ve işbirliğinin son ürünü, ‘Av Mevsimi’. Yavuz Turgul ve Şener Şen, Milliyet Sanat’a filmlerini ve onları bir arada tutan şeyleri anlattılar

En sevdiği filmlerin başında ‘Muhsin Bey’ gelen, gönlünde ‘Hababam Sınıfları’na, ‘Züğürt Ağa’lara, ‘Sultan’lara özel yer ayrılmış biri olarak bu buluşmaya ödüm patlayarak gittiğimi itiraf etmek zorundayım. Bir, yaptıkları işlere büyük saygı duyduğum bir değil iki kişiyle konuşacaktım, üstelik bunlar öyle her fırsatta uzatılan teyplere içlerini döken insanlar değildi. Hele ki bir arada… İki, Yavuz Turgul’un aksiliği dillere destandı. ‘Tersliğinden’ yüzüne karşı bu kadar rahat söz edilen insan da az gördüm doğrusu. Kendisi de bu özelliğiyle çok barışık olduğundan herhalde.
İkilinin son filmi ‘Av Mevsimi’, bir polisiye. Bir cinayet var, üç polis var ve yine fragmanın final cümlesinden tahmin edileceği gibi onların ‘hayatı değişiyor’ bunu çözmeye çalışırken. Röportajımız ise, çok şükür hiç korktuğum gibi geçmiyor. Hele iki eski dostun şakalaşmalarını izlemek eşsiz bir deneyim.

* İlk defa bir cinayet filmi çekiyorsunuz…

Yavuz Turgul: Zamanı geliyor bazı şeylerin. Ben bütün türlerin iyilerini çok severim, ayırt etmem. Polisiyeye de çok özel bir ilgim var, çünkü sinemada canımın sıkılmasından hoşlanmam. Çok ağır ve sizi çok değerli fikirleriyle allak bullak eden insanlar vardır ama o biraz uzun uzun bir şeyleri gösterme halindedir. Onun yerine böyle zihin açıcı, başka türlü bir filmi daha çok tercih ediyorum. Kendim bu kadar sıkılıyorsam kimseyi sıkma hakkım olmadığını düşünüyorum bir de. 

* Klasik bir polisiye özellikleri taşıyor mu film?
Yavuz T.:  Bu hikayelerin ustaları biliyorsunuz, hep merakı son ana kadar götürür ve hiç ummadığınız bir şey çıkar. Biz o yolu izlemedik. Bizim her şeyimiz açık. Çünkü bir cinayetin nasıl işlendiği ve kimin tarafından işlendiğinden ziyade, o cinayetin ruhlarda yarattığı etki üzerinde durmayı   tercih ettik. 

* Sizin için de polisiye farklı bir tür…
Şener ŞEN: Ben çok çeşitli yerlerden geldiğim için, polisiye, dram, komedi diye ayırmıyorum. Beni olayın bütünü ilgilendiriyor, bir de o bütün içinde bana verilen görev… Ama Yavuz’la çok çalışan bir oyuncu olarak diyebilirim ki bu filmde bir üslup farklılığı var. Yavuz’un şimdiye kadar yaptığı işlerden anlatım olarak, resim olarak, dil olarak farklı. 

* Oyunculuğunuz konusunda size karışılmasına izin verir misiniz?
Şener Ş.: Sinema bireysel bir iş değil. Önce iyi bir senaryodan yola çıkılır, sonra iyi bir yönetmenle o yol tamamlanır. Geriye sadece onu yorumlama kalıyor. Oyuncular yaratıcı sınıfında değil. Malzemesi zenginse, yönetmenin dediğini iyi anlamışsa, lazım olan şeyleri ortaya çıkarabiliyorsa, iyi oyuncunun tanımı budur. 

* Yani siz tam anlamıyla teslim oluyor musunuz yönetmene sette?
Şener Ş.: Prensibim zaten odur. Evet demem zordur, herkesle çalışmam da zordur ama evet dersem de, kesinlikle yönetmeni dinlerim. 

* Öyle midir gerçekten?
Yavuz T.: Şener öyle diyorsa öyledir. Şener inanmadığı hiçbir şey söylemez. 

* En çok hangi filminizi seviyorsunuz birlikte yaptıklarınızdan?
Şener Ş.: Ben sevmediğim filmde oynamadım. Bir de şey derler ya, “Hepsi yavrularım, nasıl ayırt edeyim?” Biz zaten baştan eve girecek çocukları seçiyoruz. Benim senaryo okumam değişiktir. Oyuncular genelde hep önce rolüne bakar. Hatta tiyatroda herkes repliğini sayar. Şehir Tiyatrosu’nda bizim eski kuşakta öyledir. Ben, bütününe bakarım. Bütünü içinde bu rol ne ifade eder ve o bütünden seyirci ne algılar? Rolüm çok parlak olsa bile senaryonun bütünü beni mutlu etmediyse gene oynamam. 

Yavuz T.:  Amma zor adamsın be. 

* Bir tek sizinle oynuyor o yüzden yıllardır…
Şener Ş.: Hep uğraşıyorum, bakıyorum ama başka çıkmıyor, ne yapayım?

Yavuz T.:  Yok şimdi artık belli olmaz. Önümüzdeki dönem olur belki. 

* Evet, bir Mimar Sinan oynayacağınızı duyduk…
Şener Ş.: Öyle bir tasarımız var, Mustafa Oğuz’la, Çağan Irmak’la bir projemiz. Ama daha hazırlık safhasında. 

Yavuz T.:  Bu da beni kırdı tabii. Bunca zaman sonra sen tut başka yönetmenlere git. İhanet gibi bir şey bu, karını başkasıyla yakalamışsın gibi…

* Siz de başka oyuncu bulursunuz belki… 

Yavuz T.:  Tabii, hemen arıyorum şimdi. 

Şener Ş.: Biliyorum, Yavuz’un intikamı acı olacak. 

* Ekipteki genç oyuncularla aranız nasıldı?

Şener Ş.: Valla ben o kadar faydalandım ki. Bunu içtenlikle söylüyorum. Yeni kuşağın en parlak iki oyuncusuyla bir arada olmak benim ufkumu açtı. Melisa (Sözen), diğer yan rollerdeki arkadaşlar, Rıza (Kocaoğlu)… Sonra Çetin Bey (Tekindor) ile hiç bir araya gelmemiştim. Aynı kuşak olmamıza rağmen farklı yerlerden geliyoruz. Burada, hepimiz aynı potada buluştuk. Tabii ki Yavuz’un bunda büyük etkisi var, belli bir üslup oluştu burada, herkes bildiklerini unutup bu filmin gerektirdiğini yapmaya çalıştı. 

* Peki, “Okan’ın üzerinden silindir gibi geçtim” derken ne kastettiniz?
Yavuz T.:  Şener söyledi onu işte, bunlar kendi bildikleriyle geliyor ve ilk öğrenmeleri gereken şey de “Kendi bildiklerinizi unutun” oluyor. Şener buna çok alışkın. Hepsinin üzerinden silindirle geçildi aslında. Arada o kadar büyük jenerasyon farkı var ki, Çetin, Şener bir tarafta, arada tam ne olduğu belirsiz Cem, okumuşlar takımından Melisa, Okan… Ve onlar bütün bildiklerini yanlarında getirdiler. İşte onları unutup bambaşka bir noktaya sıçrayabilmeleri için kimi zaman silindir olmak gerekiyor. Geride bırakamıyorsun nidalarını, sesini… Çetin Bey’den sesini terk etmesini istedik yani, adamın en büyüleyici yanı. Şimdi bu ne kadar zor bir şey, adam kaç yaşında, gelmiş kemik gibi yapışmıştır bütün bildikleri ona, kurtulamaz. Ama hayranlık duydum ona, inanılmaz bir şeydi. Gençler, “Çözdük biz bu işi” gibi gizli kibirlere de sahipler. O gizli kibiri bir kere yiyip yutmak lazım. O arada da kimi zaman vahşi yollar deniyorsunuz. 

* Sizin birlikte bu kadar iyi çalışabiliyor oluşunuzun bir nedeni de ‘sinemayı birlikte öğrenmiş olmak’ herhalde…

Şener Ş.: Valla 1975’ten beri beraberiz, Arzu Film’den beri, ki benim ilk popüler olmam ‘Hababam’ serileriyledir. Ben oraya girdim, muhteşem bir ekiple karşılaştım. Ertem Abi, Yavuz Turgul, Sadık Şendil, Kemal (Sunal), Halit (Akçatepe), Tarık (Akan) oradaydı, Münir Özkul, Adile Naşit, böyle bir ekip. Orada bir ruh vardı. Tek amaç sinemaydı… Benim de sinemayı bu kadar ciddiye almamın nedeni Arzu Film’dir. 

Yavuz T.:  Sonra kara dönemler gelmeye başladı, bulutlar grileşti, fırtınalar, yağmurlar… 

* Cem Yılmaz’dan söz ederken “İyi insan” lafını kullandınız. Bunu önemsiyorsunuz çalıştığınız insanlarda…

Yavuz T.:  En çok önemsediğim şey. Bir bütün halinde bir yere doğru yolculuk yaparken, hani kıskançlığıyla, sıkıntılarıyla, dertleriyle, beğenmez yanlarıyla, böyle her şeye b.ka bakar gibi bakan insan hayatta istemem ben. Zaten ben öyleyim. Diğerleri, mesela Şener, muazzam bir moral kaynağıdır, çok iyi abilik yapar. Onun dışında işte Cem, burası onun alanı değildi, şüpheler, kaygılar taşıyabilecekken o da ‘Yavuz abilerle’ büyümüş, çok sevmiş ‘Muhsin Bey’leri, koşarak geldi. En sıkıntılıları Okan’dı. O da kulağında ipod bir köşeye çekilir, neyse onu da hallettik. Melisa inanılmaz bir insan, Çetin Bey acayip mütevazı ve işte bütün bu grup hep birlikte bir yere gittiği zaman birisi çıkıp kıllık yapmıyor. Bir tane bela yeter, o nedenle diğer bela olması muhtemel insanları istemem ben sette. 

* İş dışında görüyor musunuz?

Şener Ş.: Görüşüyoruz. Sette gördüğümüz Yavuz’la özel hayattaki Yavuz’un hiç alakası yoktur, çok keyifli bir arkadaştır diğer zamanda. Sette zordur. Bu kadar çalışmama rağmen, Yavuz’un her türlü halini bilmeme rağmen zorlandığım anlar benim de olur. Çünkü o an işin içinden çıkamayız. Onun geçmesini beklemek lazım.
Yavuz T.:  Yazıklar olsun Şener. 

* Siz de bunu rahatlıkla itiraf ediyorsunuz ama zaten…
Yavuz T.: Az bile söylüyor, canım, kibarlığıyla yine. Nefret ediyorlar benden hepsi, biliyorum. 

Şener Ş.: Özel hayatta çok farklı ama. Özellikle Yavuz’u tanımayanlar için hakikaten çok zor anlar oluyor sette. Paralize olan, kitlenen, en basit cümleyi karıştıran ne öyle özgüveni fazla insanlar gördüm.

 

392 defa okundu.

ARKA PENCERE’DEN ŞENER ŞEN’E SAYGI DURUŞU

05 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Yazılar

ARKA PENCERE’DEN ŞENER ŞEN’E SAYGI DURUŞU

Her cuma yayımlanan haftalık online film kültürü dergisi Arka Pencere, “Av Mevsimi”yle yine sinema gündeminde epeyce ses getirecek usta oyuncu Şener Şen’i kapağına taşıdığı, 03-09 Aralık tarihlerini kapsayan 58. sayısında 16. Gezici Festival’e de daha yakından bakıyor!

Online yayınlanan derginin yeni sayısında “Çok Bilen Adam” köşesinde okunabilecek vizyon filmi eleştirileri şöyle: “Av Mevsimi”, “Memlekette Demokrasi Var”, “Çılgın Dostlar 3”…

Sinema yazarı Tunca Arslan, “Trendeki Yabancı” isimli köşesinde geçen hafta yitirdiğimiz Irvin Kershner, Leslie Nielsen ve Mario Monicelli’yi kendi satırlarıyla son yolculuklarına uğurluyor.

Ölüm Kararı köşesinde bu hafta 16. Gezici Festival’in kaçırılmaması gereken 11 filmini seçtik. Gerçi festivalin 70’i bulan filmlerinin hepsi de kaçırılmayacak cinsten.

Klasik bir başyapıtın incelendiği “Aşktan da Üstün” köşesinde bu hafta Hayao Miyazaki’nin renkli çizgilerinden çıkan “Komşum Totoro” inceleniyor.

Yeni çıkan DVD’lere ayrılan “Aile Oyunu” sayfalarında ise “Babam İçin”, “Yeniden Başlamak”, “Sel”, “Bahtı Kara” ve Sex And The City 2” ele alınıyor.

Dikkat çekici ‘hatırlatmalar’ bulacağınız “Sapık” köşesiyle devam eden Arka Pencere’nin 58. sayısı, her hafta olduğu gibi bir Alfred Hitchcock alıntısıyla nihayete eriyor:

“Bence sessiz filmler sinemanın en saf biçimiydi.”

 www.arkapencere.com

229 defa okundu.

İyi senaryo hep Yavuz’dan geliyor.

03 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, Röportajlar, Yazılar

Yavuz Turgul’un yönettiği ‘Av Mevsimi’nin oyuncuları Şener Şen, Cem Yılmaz, Melisa Sözen ve Okan Yalabık, filmi ve karakterlerini anlattı ŞENER ŞEN:
Birçok kişiye göre Türkiye’de yaşayan en büyük oyuncuların başındasınız. Ama sizi perdede görmek için Yavuz Turgul’un film çekmesini beklemek gerekiyor.
Benim öyküyle ilgili takıntım var. Yani filmde neyi anlatacağız. Tabii bunun sinemadaki karşılığı da senaryo. İyi bir senaryo beni heyecanlandırır. Evet demem için senaryodan etkilenmem lazım. Yani kendimi göremezsem o projede başka bir şey konuşmadan ‘Hayır’ diyorum.
Sizin farkınız burada galiba…
Evet. Çünkü senaryo sinemanın en zor yeri. Başlangıcı, birinci adımı ama en zoru. Özeti bu. İyi senaryo da hep Yavuz’dan geliyor çoğunlukla çünkü o da senaryo için parçalanan birisi. İkimiz de Arzu Film ekolünden geliyoruz. Orada da birinci olay senaryo idi. Ama bu olmazsa olmaz kural mıdır? Değildir tabii. Sinemada herkesin yaklaşımı farklıdır.
Peki senaryoda kendimi görmem lazım dediniz. ‘Av Mevsimi’nde kendinizi nasıl buldunuz?
‘Kendimi buldum’ derken bu yanıltıcı bir cümle de olabilir. Yani oyuncu egosuyla önce kendisiyle ilgili şeyler arıyor gibi de olabilir. Tam bu değil. Yani bütün beni ilgilendiriyor. Bazen, rolüm çok parlamasa da, ama hikaye öykü cazip gelirse o filmi de kaçırmak istemem. Ama Yavuz’dan gelen bütün senaryolarda beni heyecanlandıran bir yan var zaten. Bu da onlardan biri.
Biraz önce bahsettiğimiz filmlerin büyük kısmında ortak bir yön var. ‘Muhsin Bey’den başlayarak ‘Eşkıya’, ‘Gönül Yarası’, Gölge Oyunu’nu da katarsak; yaşanılan çağın gerçekliğine ‘çağın dışında’ kalmış bir karakterin sokulması göze çarpıyor. Bu filmde de öyle mi?
Bu Yavuz’la ilgili bir yaklaşım. Her sanatçının dönemleri olur. Şimdi eski değerlere bağlı, yeniyi kavrayamayan insanların öyküsünü Yavuz çok yaptı. Seviyor da. Bu tam öyle değil. Rolü gereği eski. Öyle eski değerlerle yenilerin çatışmasını anlatmıyoruz bu filmde. Sadece komiser, emekliliğine çok az kalmış, yaşından ötürü bana uygun bir rol olduğu için diyelim. Değişik bir Yavuz Turgul sineması göreceğimizi söyleyebiliriz. Bir cinayet anlatıyor. Bu bir polisiye bir film. Şimdiye kadar denemediği bir alan.
Türkiye’de son dönemde polisiye olarak Uğur Yücel’in çektiği ‘Ejder Kapanı’ vardı. O bir yol açtı. Şimdi ‘Av Mevsimi’ geliyor. Bu trend sinema da polisiye sinemasının kanallarını açar mı?
Valla Yavuz’un farklı bir gözü var. Polisiyede de farklı bir bakış yakaladığına inanıyorum. Sadece cinayet çözme meselesi değil. Cinayeti çözen insanlara da ilgiyi yöneltiyor. Bunlar ne yapıyor, bunların hayatlarında neler oluyor gibi sorular da ortaya atıyor. Ve dil, biçim açısından da farklılıklar var.
Komedi filmlerinde yer aldığınız dönemlerin en önemli ismiydiniz. Şimdi başka bir dönemin en önemli komedi figürü Cem Yılmaz ile birlikte oynadınız. Deneyimli bir oyuncu olarak Cem Yılmaz’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben bunu çeşitli vesilelerle çekim sırasında da dile getirdim. Çünkü iyi bir şey beni heyecanlandırır. İyi senaryo, iyi oyunculuk… Cem’in oyunculuğu beni heyecanlandırdı. Bunu söyleyebilirim. Cem çok farklı ve başarılı bir Cem göreceğiz.
Türkiye’de gişe rekorları kıran bir tür komedi ile uluslararası festivallerden ödüllerle dönen başka bir damar sinemada birlikte yol alıyor. Bugünün sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tabii uzun yıllardır bu işin içindeyim. Ben sorunu aynı görüyorum hep. İyi film vardır. Kötü film vardır. Hangi türde yaparsanız yapın, iyi film zor bir şeydir. Bela bir şeydir. Bunun bugünle de alakası yok. Bu sinemanın sorunu. Bütün iş anlatacağınız öyküde. İnsanlara, insana ait ne söyleyeceksiniz. Bunu güzel becerirseniz, filminiz ilgiyle karşılanıyor. Ama bu söylendiği kadar kolay bir şey değil.
Bunu ilk başta konuştuğumuz senaryodaki seçiciliğinize bağlarsak, ‘iyi hikaye anlatan filmlerin az olduğu’ sonucunu çıkartabilir miyiz?
Dünyada da az. Bize özgü bir durum değil. Düşünelim Hollywood her türlü olanağa sahip. Bu kadar büyük bir güç çuvallıyor. Her filmi başarılı olmuyor. Büyük bir sektör olunca uğraşanı da var. İyi bir senarist milyon dolardan aşağı kazanmıyor. Her alanda uzmanlaşma var. Peki, bütün bunlara rağmen başarısız filmler görüyoruz. Starları var. Peki sorun ne: Senaryo
Son olarak, umarım Yavuz Turgul’la birlikteliğiniz devam eder ve daha birçok filme birlikte imza atarsınız. Sizi Yavuz Turgul imzası taşımayan bir filmde görebilecek miyiz?
Her an olabilir. Ben bunun için uğraşıyorum. Ama bugüne kadar olmadı. Tam başka bir senaryoya ikna olur gibi oluyorum ama sonunda Yavuz’un uzattığı proje en beğendiğim oluyor.

Hayat algımı değiştiren bir süreçti

Okan Yalabık:
Av Mevsimi ekibine dahil olma serüveni nasıl gerçekleşti.
Mart ayında gelen bir telefonla oditioun’a çağrıldım. Bu vesileyle sürece girdim. İki aşamalı oditioun’un ardında provalara dahil oldum.
‘Yılan Hikayesi’ dizisinde de ‘acemi polis’ durumunuz vardı değil mi?
Evet…
Karakterden bahseder misin?
Hasan Adıgüzel. Sosyal antropolojide yüksek lisans öğrencisi. Seri cinayetler üzerine de bir taraftan tez yazıyor. Ve teşkilata da yeni girmiş bir taraftan. Cinayet masasında bu ekibe yeni katılmış acemi bir polis. Aslında durumu ve hali itibariyle mesleki anlamda arada kalmış biri. Bir aidiyet sorunu olsun, polislik mesleğiyle olsun, hazırlandığı evlilik kurumuyla ilgili olsun ciddi bir aidiyet sorunu var.
Peki, Yavuz Turgul’la çalışmak nasıl bir deneyimdi..
Çok önemli ve dolu dolu geçen bir süre aslında. Her oyuncu için önemli bir zaman bu. Hayat algınızı da değiştiren bir süreç bu. Her an bir kafanın içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz, yönetmenin istediğini almasıyla ilgili olarak. Tabii ki bunun metodları vardır. Yavuz Hoca da bu anlamda kendi değerleri ve istedikleri doğrultusunda tabii ki oyuncuyla birebir ilişkiye giriyor.
Peki başka türlü bir isim Şener Şen ile çalışmak nasıldı…
Bu işin içerisinde ustalarla birlikte bir yerinde yer almak, her gün mesaide yer almak. Ortak bir konsantrasyonda bulunmak çok önemli. Şener Şen ile büyüyen bir jenerasyona dahilim. Keza Yavuz Turgul filmleri. Aynı şekilde Çetin Tekindor da çok önemli benim için.
Polisiye bizde tür olarak gelişmiş bir tür değil. Televizyondakiler daha çok komedi sosuna bulanmış durumda. Burada daha dramatik bir hikaye var. Filmi, Türkiye sinemasında hangi noktaya koyabiliriz.
Evet tür olarak, polisiye macera diyebiliriz. Ama bir taraftan da her film, her yönetmen, her hikaye oyuncularıyla beraber aslında kendi dünyasını sunar. Ben filmleri birbiriyle çakıştırmaktansa, kendi kimlikleriyle yer aldıklarını ve o şekilde konumlandıklarını düşünürüm. Amerika’yı tekrar keşfetme iddiasında olduğunu düşünmüyorum filmin, Yavuz Hoca’nın da böyle bir iddiası yok. Güzel bir film yapma konsantrasyonundaydı herkes. Seyircinin beğenisine kaldı her şey.
Film bitti, artık neler var
Tiyatro Krek’teki oyun devam ediyor. Dizi olarak Kanuni Dönemi’ye ilgili ‘Muhteşem Yüzyıl’ isimli bir dizi de rol alıyorum.

 O da benim gibi dertli bir adam

CEM YILMAZ:
Kendi filmlerini çektiğin dönemde ‘benim için en kolayı oyunculuk’ demiştin. Hâlâ aynı şeyi düşünüyor musun?
Dürüst olmak gerekirse, ben onu şu sebeple söylememiştim. Bir filmi yaparkenki unsurlardan, senaryo, postprodüksiyon ve diğer şeyler arasında benim için ‘en kolayı’ oyunculuk’ diye söylemiştim. Filmi film yapan metni yaratma meselesi daha zor. Belki de yönetmenlik de bundan sonra gelir. İşi idare etmek. Ama oyuncunun işi birazcık daha kolay. Hele hele bir yönetmenle çalışıyorsanız. Hele yönetmen tekstin de sahibiyse oyuncunun işini bayağı bir kolaylaştırıyor.
Bugüne kadar ‘zor’ kısım diye tabir ettiğin bölümlerinde yer almadığın bir filmde oynamadın. Şimdi herkes Cem Yılmaz’ın oyunculuğunu daha fazla merak ediyor.
Bir şey söyleyeyim mi, benim yazdığım oynadığım filmler hakkında da çok şey söylendi. Yani çok geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapıldı. Ama bana birisi şunu sorsa haklı olabilir: ‘Kardeşim ne bulaşıyorsun bu işlere?’ Ben bu işi yapmaktan zevk alıyorum. Dolayısıyla yaptığım iş başkasının kontrolünde de olsa, kendim çekiyor olsam da aldığım zevk değişmiyor. Temelde duygum aynı. Bir filmin bir yerinden de olsa parçası olmak. Öte yandan, böylesine dramatik, ciddi bir filmde oynamak çok ciddi bir dönemeç gibi gelmiyor bana. Bir karakteri canlandırmakla ilgili bir vazife verilmiş, adam da yapmış. Burada gerçekten cebimden tavşan çıkarmıyorum. Hoca demiş ki ‘Cem oynasın’, ben de demişim ki ‘Acaba oynayabilir miyim? Deneyelim.’ Ve oldu.
Bu soru çok sorulmuştur ama sormadan olmaz. Şener Şen’le oynamak nasıl bir duygu?
Şöyle bir durum var. ‘Şener Abi’den çok şey öğrendim’ gibi yalan dolanlardan bahsetmeyeceğim. Benim sektörün dışında bir hayatım oldu. Dergicilik benim hayatımda daha fazla yer kaplıyor. O zamanlar sahnedeki, perdedeki üretimlere hep alaycı yaklaşırdım. ‘Niye bizde böyle güzel şeyler olmuyor’ diyen taraftaydım ben. Ama Şener Abi’lerin geçmişine baktığımız zaman, acayip zamanlarda film üretmişler. Senede 300 film yapılan bir dönemde. Eliyorsun o jenerasyondan, mizahla harmanlanmış, sinemasal şıklıklarla donatılmış yapımları, güzel senaryolu filmleri Yavuz Abi’yle Şener Abi çıkıyor karşımıza. Onlardan da beklediğin şu oluyor. ‘Ne diyecek acaba senin yaptığın işle ilgili.’ Beğeniyorlar mesela. Daha iyi olmasını arzu ediyorlar. O zaman mutlu oluyorsun. Şener Abi’yle oynarken eğer o sana ‘Delikanlı gel iki dakka. Bak şimdi şekerim biz yıllarca yaptık…’ dese olmaz. Hayatımda bunları çok gördüm. Çoğunda ne yazık ki bu tür şeyler duyuyorsun. Bu üzücü. Ben artık orta yaşlıyım. Bunları duysaydım çok üzülürdüm. Çetin Tekindor da öyle. Bildiğin konservatuvarda hoca ya. Bütün provalarda birbirimizin halini düşünsene. Ben ne akala. Ben evimde oturuyordum on sene önce. O sırada birinin 30 filmi ötekinin 120 oyunu falan vardı.
Filmdeki karakterden biraz bahsedelim. İdris isimli sorunlu bir polisi canlandırıyorsun.
Dertli bir adam. Mesleği çok dertli. Şimdi polisiye filmden böyle CSI havalar devşirmek istiyoruz ya. Bunun CSI’ında değil bu karakter. Dertli adam. Bir de hayat gailesi var. Bu tip karakterde kendine benzerlik arama meselesinde benim ondan araklayabileceğim şey bu: Dertli olması. Onun dışında hiç bana benzemiyor.
Biraz arızalı da bir karakter….
Evet. Ama meslekte çok perişan be kardeşim. Bir gün takılsan cinayet masası polisleriyle anlardın. Bunun tedavisi nasıl oluyor ben anlamıyorum. Bir polisle konuştum. Akrabalarıyla konuşurken, birden bire onları sorgularken buluyormuş kendini. Mesela hiçbir yere gidip kapıya sırtlarını vermiyorlar. Gözleri daima kapıda. Hep yandaki masada konuşulanları dinliyorlar. Kaldı bunlar bende biliyor musun filmden sonra. Hani bazen diyorlar ya hepimize ‘Senin işin de ne zor ya’ diye. Beyin cerrahı adam sana bana diyor ki ‘Sizin işiniz zor.’ Bu adamlarla bu kadar takılınca zorluğu görüyorsun gerçekten. Havalı mı dersen çok havalı. Ama sert.
Bu filmi Türkiye sinemasında nasıl bir yere oturtuyorsun peki…
Bir topluluğun sinemasında belki de her türün olması gerekmiyor. Yani film zaten bununla da birazcık ilgili. Kurgu bir polis, seyircinin zekasını zorlayacak cinayet gibi işler çok acemice geliyor bana. Ben öyle çok senaryo girişimi okudum. Ben de yaptım zamanında. Çekmedim o filmi Allah’tan. Acemilerin ilk oynaştıkları türdür polisiye.
Kolaydır belki de….
Çünkü bir tane meseleyle uğraşıyorsun. Ama bu sefer başka bir şeyi ıskalıyor: Karakteri. Belki CSI’ları izledikten sonra onun gibi davranmak isteyen polisler olabilir. Ama hayat buna izin vermiyor. Bir CSI’lardaki polisin ne kadar maaş aldığını bilmiyoruz. Ama ben buradaki polisin ne kadar maaş aldığını bilerek oynuyorum o rolü. Bizim filmin belirgin özelliği, karakterlerin hayatlarıyla da ilgili. Bunun bizim sinemamızda olmasının faydası olduğunu da düşünüyorum doğrusu.

Bir saniye bile olsa oynardım

MELİSA SÖZEN:
Daha önce, Çağan Irmak ve Derviş Zaim gibi yönetmenler de de çalıştınız. Yavuz Turgul’la çalışmak nasıl bir duygu?
Çok güzeldi. Başlarken, hem heyecanlıydım. Hem çok mutluydum. Hem çok tedirgindim. Bu filmin içine dahil olduktan sonra, böyle bir ekibin içinde yer almak, böyle bir senaryoda olmak büyük sorumluluk gerektiriyor. Bir şekilde çok çalışmam ve altından kalkmam gerekiyordu. Ama Yavuz hocayla karakter ve sahneler üzerine çalışmaya başladıktan sonra birazcık daha rahatladım.
Filmdeki karakterden bahsedelim biraz.
Asiye, İdris’in eski eşi. Karadenizli ve o da İdris gibi baskın bir karakter. O damar onda da var. Ve bir polis eşi olmanın zorluklarını yaşıyor. Çünkü İdris’in paranoyaları ve kıskançlıkları artıyor. İki çocukları var ve Asiye o iki çocuğa rağmen dayanamıyor ve gidiyor.
Yavuz Turgul’un oyuncularını çok zorladığı söylenir. Filme başladıktan sonra bunu hissettiniz mi?
Aslında şöyle bir şey oluyor. Bir çok yerde ilk akla gelen, ezbere yaptığınız, kodlanmış şeyler vardır ya onların hepsini unutuyorsunuz. Gerçek, hakiki olanı istiyor. O tepkilerin Asiye’nin tepkileri olmasını istiyor. İdris’le, Selman’la ve diğerleriyle ilişkisini düşünürken, Asiye neye sevinir, neden mutlu olur, neye tepki gösterir. Öyle düşünmenizi istiyor. Dolayısıyla oyuncudan son derece bu işe hakim ful konsantre bir disiplin istiyor. Bütün bunlar olduğu zaman, yaratmak istediğiniz karakter de karakter olmaktan çıkıp var oluyor. Dolayısıyla bu anlamda dersinizi çok iyi çalışmanız gerekiyor.
Şener Şen ve Cem Yılmaz birbirinden farklı ama çok önemli figürler. Onlarla birlikte çalışmak nasıldı?
Benim için ikisi de muazzam oyuncular. Bir sahne üzerinde karşılıklı çalışmak hem çok keyifli, role dair alışveriş çok üst düzeyde. İşini bilen insanlarla çalıştığınız zaman başka bir şey oluyor.
Bir oyuncu olarak gözleminizi sormak istiyorum. Herkes Cem Yılmaz’ın performansını merak ediyor. Çünkü bugüne kadar olmadığı bir role bürünüyor. Siz bir oyuncu olarak onu nasıl değerlendiriyorsunuz.
Fragmanda da görüldüğü gibi ve filmin tanıtım notlarında da yazıldığı gibi bambaşka bir karakter gerçekten. Ordaki Cem Yılmaz değil. Benim çok haddim değil tabi ama ben oynarken bambaşkaydı. Ben çok beğendim. İnanılmaz yetenekli. Aslında işin özeti şu: Filmin içinde Şener Şen, Şener Şen değil, Cem Yılmaz Cem Yılmaz değil. Onlar Ferman ve İdris. Yavuz Hoca böyle bir dünya yaratmayı başarıyor. Bu dünyaya ikna oluyorsunuz.
Türkiye sinemasında kadın karakterler yaratılmasında ve derinleştirilmesinde sıkıntılar olduğu yazılıp çiziliyor. Sen Asiye’nin yeterince derin ele alındığını düşünüyor musun?
Kesinlikle. Çok güzel bir senaryo. Benim ağırlığım, kadın oyuncu olarak buradaki duruşumla değerlendirilemeyecek bir senaryo bu. Bir saniye de olsa, sen buradan geçeceksin deseydi de Yavuz Turgul ben yine de bu işin içinde olmayı çok isterdim. Gerçekten çok şey öğrendim.
Çok genç bir oyuncusun. Ama ‘Bıçak Sırtı’ dizisinden sonra burada da çocuklu ve olduğun yaştan daha büyük bir kadın rolüyle karşımızdasın. Bunu neye bağlıyorsun.
Ne diyebilirim ki. Aslında yönetmen sineması bu. Benimle hiçbir alakası yok durumun. O sırada o karaktere en yakın, kafasında kurduğu karaktere resim olarak oturttuğu karakterler bunlar. Benimle hiç ilgili değil

Şenay AYDEMİR Radikal Gazetesi

 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1030858&Date=01.12.2010&CategoryID=41

301 defa okundu.

Av Mevsimi’nin dört atlısı

03 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Yazılar

Şener Şen, Cem Yılmaz, Okan Yalabık ve Melisa Sözen, Av Mevsimi’yle ilgili soruları cevapladılar…

Melisa Sözen

Yavuz Turgul ne derse onu yaparım

Av Mevsimi’nin baş rollerindeki tek kadın Asiye’yi canlandıran Melisa Sözen, Yavuz Turgul ile çalışmanın kendi hayali olduğunu söyledi. Film çekimlerinde kendisini Turgul’a bıraktığını ve ne derse onu yaptığını söyledi…

-Proje size nasıl geldi?

Beni deneme çekimine çağırdılar. Dört deneme çekiminin ardından projeye dahil oldum. Sonra okuma provaları, ön hazırlık dönemi başladı.

– Rolünüzden bahseder misiniz?

Ben Asiye karakterini oynuyorum. Cem Yılmaz’ın canlandırdığı İdris karakterinin boşandığı, 2 çocuk annesi Asiye’nin tam bir Karadeniz damarı var. Dediğim dedik bir kadın. Ve polis olan İdris, Asiye’yi zorluyor. Çünkü İdris’in paranoyaları başlıyor, kıskançlıkları artıyor ve bunları çok fazla kaldıramıyor Asiye, 2 çocuğuna rağmen evi terk ediyor.

– Rolünüz için hazırlanma aşaması oldu mu? Sonuçta diğer oyuncular polislerden destek almış siz ne yaptınız?

Benim Yavuz Turgul’la bir çalışmam oldu. Yavuz hoca ile birlikte hem karakter üzerine hem de sahneleri çalıştık. Oyuncular ile karakter analizleri yapıldı.

Benim için çok heyecan verici inanılmaz bir deneyimdi.

– Biraz erkek filmi denilebilir mi film için tek kadın oyuncu sizsiniz.

Denemez aslında… Hikayeden ötürü böyle bir his olabilir. Av Mevsimi’ni erkek filmi diye isimlendirmek istemem açıkçası.

– 80’lerde sinemamızda feminist hareketin ağırlığı vardı. 2000’ler için ne diyebiliriz?

Evet, 80’lerde daha fazla o tarz hikayeler ve filmler vardı. Şimdi daha bir kişiselleşiyor hikayeler. Bireyin dertlerine ya da neyi anlatmak istediğinize bağlı. Belki dertlerle alakalı, belki de sizin önem verdiğiniz daha fazla ön planda bulduğunuz bir şeye dönüşüyor.

– Yavuz Turgul’un şöyle bir özelliği var, hem gişe hem de sanat filmlerini çok iyi birleştirebiliyor.

Ben bu senaryoyu okuduğumda çok etkilendim çünkü sadece polisiye dram değil benim için. Hayata dair bir hikaye. Karakterlerin iç dünyalarının da çok güzel yansıtıldığı bir çalışma oldu ve benim canlandırdığım Asiye, sadece yardımcı bir rol değil onun da iç dünyası sorgulanıyor. Yavuz Turgul sinemasını çok seven bir oyuncuyum. Sadece oyuncu olarak değil bir seyirci olarak da çok seviyorum. Uzun zamandır çok istiyordum birlikte çalışmayı. Yavuz hoca ne derse yaparım.

– Şener Şen ve Cem Yılmaz gibi çok iyi isimler var filmde. Onlarla seti paylaşmak nasıl?

Şener Şen’le çalışma fırsatı yakaladığım için çok mutluyum. Son derece profesyonel. Aynı zamanda o ışığı, o mutluluğu, o heyecanı Şener Şen’in gözlerinde görüyorsunuz. Onunla çalışmak harika bir deneyim. Keşke ben de bu kadar tecrübeli olduğum zaman bile onun gibi heyecanımı koruyabilsem.

Şener Şen

Yavuz’la beraberliğimiyıkmak istiyorum

Yavuz Turgul ve Şener Şen beraberliği sinema tarihimize bir çok unutulmaz film kazandırdı. Hangisinden bahsetsek ki, Muhsin Bey, Eşkıya, Gönül Yarası. İşte bu hafta vizyona giren Av Mevsimi bu ikilinin son filmi. Bu beraberlik daha ne kadar devam edecek dediğimizde Şener Şen biraz da espriyle, “Valla daha iyi senaryolar arıyorum. Yavuz’la bu beraberliği bitirmek istiyorum ama yine en iyilerini o gönderiyor” dedi.

– İlk önce proje ile başlayalım çünkü uzun süreli bir hazırlık aşaması geçirdi ve siz de buna dahil oldunuz.

Yavuz 5-6 yıl önce bu projeden bahsetmişti. Şimdi gerçeğe döndü.

– Son 2-3 yıldır aksiyon filmlerinde rol alıyorsunuz. Hem Yavuz beyin hem de sizin aksiyon fimlerine olan eğiliminizi nasıl yorumlamak gerekiyor?

Valla aksiyon filmi olrak tanımlanır mı bilmiyorum. Acaba Kabadayı’dan dolayı mı bu yargı oluştu? Orada bir takım organize suç örgütleriyle eski bir kabadayının çatışması vardı. Doğal olarak öykünün içinde olduğu kadar aksiyon vardı. Öyle Amerikan filmlerindeki gibi arabalar uçmadı. Yani filmin kaldırdığı kadar oldu.

– Rolünüz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Filmde bir komiseri canlandırıyorum. Bir cinayet masası ekibi var. Emekliliğine çok az kalmış bir komiser iki yardımcısıyla bir cinayeti çözmekle görevlendiriyorlar. Adamın deneyimleri var, teşkilatta adı Avcı. Biraz daha babadan kalma yöntemlerle çalışıyor. Modern polislerin metotlarına göre değil de kendi bildiği ile giden biri ama haklı çıkıyor. Yardımcısı Deli İdris ve teşkilata yeni katılmış çömez de ona bu cinayeti çözmekte yardımcı oluyor.

– Rolünüz için bir hazırlık aşaması geçirdiniz mi?

Bundan bir kaç yıl önce proje ortaya çıktığı zaman Yavuz’la birlikte cinayet masası ekipleriyle devriye gezdik. Ekiplerle çok sabahladığımız oldu.

– Son filminiz Kabadayı’dan sonra 3 yıl bir ara var. Bu aranın sebebi Yavuz Turgul’dan gelecek bir projeyi beklemeniz mi?

Ben iyi bir öykünün peşindeydim. Bu sırada Yavuz’dan bir proje geldi ve onu beğendim. Bekleme dönemi bilinçli yani. Zaman geçsin diye değil. Tamamen proje bulamadığım için bekledim. Bana başka projelerde geliyor ama hiç biri istediğim gibi olmadı.

– Son filmlere baktığımız zaman nerdeyse yüzde yetmiş ilk yönetmenlik deneyimleri var. Böyle olunca sizin söyledikleriniz çok anlamlı geliyor çünkü Yavuz beyin çok büyük bir tecrübesi var. Bu durumu nasıl yorumlamak lazım?

Bu sinema adına sevindirici bir şey yoksa insanlar kendilerini nasıl gösterecekler? Keşke daha fazla deneme olsa ve hakikaten sinemaya yatkın insanları görebilsek. Sinemanın bence en büyük sorunu senaryo ve yönetmen. Oyuncu seçme şansımız daha yüksek ama iyi senaryo ve yönetmen çok az.

– Şimdi son dönemlerde Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Yeşim Ustaoğlu gibi isimlerin yönettikleri filmler var ve bunların da bir dili var.  Özellikle yurt dışından bakıldığında

Türk sinemasının dili buymuş gibi algılanıyor. Gerçekten Türk sinemasını oluşturan bu dil midir?

Sinemaya o kadar değişlik yaklaşımlar var ki, sinema uçsuz bucaksız bir alan yani bir martıyı, martının sabahtan akşama kadar olan serüvenini çekersiniz o da film olur. Bir cinayeti anlatırsınız o da film olur, bir psikolojik tahlil yaparsınız o da olur her türlü olur işte, porno olur, belgesel olur. O yüzden ben bu çeşitliliği renkliliği sinemanın özelliğine bağlıyorum. Yani çok özgür bir alan. Yaratıcıları çok tahrik eden bir alan, herkes sinemayla ilgili bir şey yapmak istiyor. Ama yaptığı şeyler hep o kişiye ait şeyler. Sinemadan ne anlıyor ne anlatıyor bu kişiye özel. Herkesin bir yolu var.

– Eğer öyle düşünürsek de bu söz konusu filmlerin ne kadar tüketildiği ortada Türkiye’de. O zaman da izleyiciden kopuk bir dil ortaya çıkıyor.

Valla karşılık görme görmeme, iyi film veya kötü film… Bunlar çok tartışılacak şeyler. Çok popüler olmaya karşı olanlar var. Edebiyatta olduğu gibi. Nasıl çok satan küçümsenirse, sinemada da çok gişe yapan belli bir kesim tarafından hoş görülmüyor. Yani popüler kültüre ait bir filmse derinliği olmayan, entelektüel düzeyi düşük olan filmler olarak yorumlanıyor. Bence ideal olan; hem entelektüel olan hem de popüler olandır ama bunu yapmak dünyanın en zor işi. Ben Yavuz Turgul’un filmlerinde böyle bir senteze ulaşıldığını sanıyorum. Bu işi herkesin kıvırabileceğini sanmıyorum.

Dünya sineması da bunu peşinde ama çok zor…

– Şimdi eski Yeşilçam dönemine baktığımızda sinema oyuncularının menşei tiyatro, halbuki son döneme baktığımızda bunun yerini TV almış. Bunun sinemaya bir zararı olduğunu düşünüyor musunuz?

Hiç öyle düşünmedim yani, zaten sinema tiyatrodan farklı bir alandır. İyi bir senaryonuz varsa çok iyi de bir yönetmen varsa çok parlak oyuncular olmasa da film çekilir. Tiyatrodaki kadar oyuncuya gereksinim yok sinemada. Vasat bir oyuncuyu dahi parlatma yıldızlaştırma imkanınız var çünkü yönetmenin dediğini yapmak zorunda oyuncu. Sinemada o kurguda onun bakışının süresini o planın boyunu ayralayan hep yönetmen. Yani dili oluşturan yönetmen oyuncuyu küçümsemiyorum ama oyuncu üçüncü sırada geliyor.

– Cem Yılmaz ve sizin çok güçlü bir komediniz tartışılmaz ama siz üstüne çok güçlü de bir dram giydirebiliyorsunuz.

Cem Yılmaz da bu filmde komedi olmayan bir rolde. Sizle benzer bir durum söz konusu mu?

Filmin sürprizi Cem bence… Seyirci hiç görmediği biçimde görecek onu. Bu Cem’in kararı ben bunu isteyerek yaptım. 84 yılında bana başrol geldiği zaman bu yön değiştirmeyi ben hazırladım. Bu riskli bir alan ve seyirci sizi kabul etmeyebilirdi de. Bu rol için yarışma açılsa, yüzlerce aday olsa, yine Cem seçilirdi bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

– Filmde dört erkek karakter ve bir kadın var bu film için erkek filmi diyebilir miyiz?

Valla öykü gereği böyle.

– Bunu sormamın nedeni şu; bizim sinemamız da kadın öğesi hep eklenti olarak algılanıyor çoğunlukla. Bu noktada biraz da yorumunuzu merak ediyorum.

Valla bu toplumdaki değişimlerle ilgili her an beğeniler zevkler değişiyor. Bunun bilinçli bir şekilde yapıldığını sanmıyorum.

Ama kadın senaristler kadın yönetmenler arttıkça kadına bakışta daha güçlenecek. Kadınla ilgili durumu en iyi kadın anlatır,

erkek ne yapsa kadını çözemez.

– Dizi oyunculuğu ve dizilerden bahsettik fakat burada bir yozlaşma söz konusu. Çalışma saatleri oyuncuları zorluyor. Bu konuda görüşlerinizi almak isterim?

Yozlaşma tabii ki hepimizi ilgilendiren rahatsız eden bir konu. Bu süreler ve çalışma koşulları akıl alacak gibi değil. Birçok arkadaşımız başka alan olmadığı için bunu yapmak zorunda. Hayatta kalmak için buralarda oynamak zorundalar. Dünyanın hiç bir yerinde böyle şey olduğunu sanmıyorum bu Türkiye’ye özgü bir şey ama bunun düzeleceğini düşünüyorum.

– Bundan sonra yolunuza Yavuz Turgul’la mı devam edeceksiniz?

Şu an bir şey söyleyemem. Bütün bu ara vermelerde bir proje çıksa da ben bu kanıyı yıksam diyorum. Bu düşünceyi yok etsem diye uğraşıyorum sonra bekliyorum bekliyorum yine Yavuz Turgul’dan iyi bir çalışma geliyor.

Cem Yılmaz

Seyirci benden daha zeki

Av Mevsimi’nin en büyük sürprizi Cem Yılmaz. Yıllardır bizi güldüren Yılmaz bu sefer hiç de öyle komik değil. Psikopat derecede aşık bir polisi canlandıran komedyen belki de en dramatik rolünde. Sert olduğu kadar sert ama gözyaşlarını da saklamıyor. Cem Yılmaz bu sefer izleyiciyi şaşırtacak…

– Projeye nasıl dahil oldunuz?

Bu projeden Şener ağabeyin haberi vardı. Yavuz beyin ‘Gönül Yarası’ndan sonra böyle bir şeyle uğraştığından haberdardım. Araya ‘Kabadayı’ girdi onu da biliyorum. O zamanlar bizim ahbaplığımız çok yoğun değildi ama Yavuz bey çok saygı duyduğum bir isimdir. Şener abiyle birlikte Yahşi Batı’nın setini ziyaret etti. “Önümüzdeki sene ne yapıyorsun” diye sordu. Benim de hakikaten birden fazla hikayem oluyor. Onlara niyetlenip işe girdiğimde çok yoğun bir dönem geçiriyorum. İki sene üst üste AROG ve Yahşi Batı üzerinde çok çalıştığımız için biraz dinlenmeyi düşünüyordum. Sadece yazı işleriyle uğraşacaktım. Yavuz abi “Bir hikayemiz var Şener’le birlikte yapacağız. Sen de oku bakalım senaryoyu ne düşüneceksin” dedi ve heyecan verici bir süreç geçti. Yavuz abi senaryo ve öykü konusunda çok hassas. Böyle bir isimden teklif geldiği zaman olaya çok fazla kariyer açısından bakmıyorsunuz, duygusal olarak kabul ediyorsunuz. Bunu sen oynarsan güzel olur diye düşünen birisi varsa ve bu kişi fikirlerine önem verdiğiniz biriyse çok fazla direnmenin manası olmuyor. Bu projeye çok severek dahil oldum. Bana bu işi yapabileceğimi hissetirdiler. Ben çok çekingen davranıyorum. Açıkçası çok fazla teklif alan biri değilim. İnsanın sınırlarını bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Komedi ile uğraşan birinin bu tarz filmlerde rol olması aslında alışılmış birşey.

– Afişi ilk gördüğümde Şener Şen ve sizin aranızda bir bağ kurdum. Organize İşlerde de sizi izlediğimde aklıma bu benzerlik geldi.

Organize İşler’deki daha komik unsurları olan bir karakterdi. Benim yazdığım Hokkabaz da dramatik karakterdi ama İskender’in başına komik şeyler de geldi. Bu öyküde tabiki komik şeyler olmuyor. Bir tek bu kısmı yeni. Tabiki sizi zorlayan bir çalışma oluyor ama işten alınan zevk bütün zorlukların üstesinden geliyor. Bu işi hakikaten büyük bir zevkle ve duygusal olarak kabul ettim. Çok büyük paralar teklif etmediler ya da başka bir filmde daha oynayacaksın demediler. Duygusal bir teklif geldi ben de böyle bir yaklaşımda bulundum. Bir sürü şey öğrendim, yeni insanlar tanıdım. Şener Şen’i ve Yavuz abiyi daha yakından tanıdım. Hiç hayal kırıklığına uğratmadılar beni sağolsunlar. Bana hünerimi göstermek adına imkan tanıdılar. ‘Bak bunu da yaptım’ gibi değil ama. Seyircinin beni ilk kez böyle bir rolde görmesinin hoşluğu var ama bu filmin en büyük unsuru bu değil. Film bunları da kapsayan büyük bir proje. Benim ve Okan’ın rolünü çok iyi canlandırması gerekiyordu. Aynı şeyi filmin başından beri Şener abinin gözünde gördüm. O nedenle herkes benzer duygularla hareket etti. Ortaya çok şahane birşey çıktı.

– Son dönemde biliyorsunuz yurt dışından bakıldığında Türk sinemasının dili daha farklı algılanıyor. Nuri Bilge Ceylan, Yeşim Ustaoğlu ve Semih Kaplanoğlu gibi isimlerin ürettiği filmlerle sanki Türk sineması rengini buluyormuş gibi oluyor. Yurt içinde bu böyle değil özellikle gişe olarak baktığımız zaman işte burada Yavuz Turgul’un özelliği ortaya çıkıyor. Bunu yorumlar mısınız?

Valla Yavuz abiden ve sohbetlerden duyduğum da bu. Aslında farklılığı birleştirmek veya kabul etmek gerekiyor. Bence sanat ve gişe filmi diye bir ayrım yok. Yavuz abi de bunu iyi dillendiren bir isim. Bence iyi film vardır. İyi film hangi türde olursa olsun özenilerek yapılan birşey sonuçta. Sinemanın ticaret bölümü ise sizin tamamen dışınızda gelişen, tamamiyle seyirci eğilimiyle oluşan bir durum. Seyirciyi düşünülmeden yani içinden geldiği gibi yazılan çizilen işler var. Bu türü yapanlar seyircileri önemsemiyorlar demiyorum ama işin sanatını ve festival dünyasındaki paylaşımı daha çok önemsiyorlar. Ben o insanların birçoğunu tanıyorum ve onların da seyirciyi görmezden geldiğini sanmıyorum. Ya da daha fazla insanın filmlerini izlemesinden rahatsızlık duymuyorlar. İşte bu ikisini barıştırmak lazım çünkü iki tarafında elinde bir formül yok. Ben seyirciyi getirebilen bir film yaptığımda bunun sebebini bilmiyorum. Ama bazı küçük bilgiler var. Mesela komedi filminin daha dikkat çekici olduğunu bilmek gibi.  Ama bu her iki türü de daha iyi ya da daha kötü yapmıyor. İnsanların bir filmi durağınlığından ötürü aşağılamasını sevmiyorum. Çünkü benim festival filmi olarak tabir edilen filmlerden çok severek izlediklerim de var hoşuma gitmeyenler de var. Yani geçen senenin çok dramatik bir örneği Engin’in filmi Vavien… Mesela çok özel bir pozisyondaydı. İçindeki mizahı hem kurtarılma şekli, hem artistik anlamda tavizler verilmeden hem de gönülden geçtiği gibi yazılmış küçük bir öyküyü sinema filmi olarak gösterdi. Çok güzel ödüller aldı. Ama gişe ona da acımasız davrandı. Yani izlenip izlenmeyen arasında neredeyse böyle düşmanlığa getirilmesi, birbirilerinin aşağılanması doğru değil.

– Peki Turgul’un buradaki fonksiyonu nedir?

Ben Yavuz abide şunu gördüm; o iyi filmi hedefliyor bunu yaparken de bedelini ödüyor. Bugün Türk sinemasından söz ederken geçemeyeceğim köşe filmleri anarak söylüyorum, bu filmlerin gişe performansları çok garip. Mesela Muhsin Bey’i ya da Züğürt Ayağa’yı şu anda Türkiye’de duymayan var mı? Yıllar sonra bu filmlerin gişe performanslarına bakıyorsun, gerçekten bu kadar mı izlenmiş diye şaşırıyorsun. Bu ikisini birleştirecek şey nedir bilmiyorum ama en azından ikisinin de fanatik seyircisinin oluşmasını engellemek lazım. Bence izleyiciye hürmet etmek gerekiyor. Seyirciyi önemsemek bir kusur değil bence. Seyircinizi daha kaliteli daha akıllı hayal etmelisiniz. Ve bu hayalle bir film yaparsanız karşılığını bulursunuz gibi geliyor bana. Sinema salonlarında bu örnekler çoğaldıkça izleyiciler ayırt edecektir. Ben komedi fimlerime çok özenirim. Önemli olan kostümle dekora para harcamak değil fikir harcamak. Kendini geliştirmek özenmek. Açıkçası bana düşen vazifeyi yaptığıma inananıyorum. Türler önemli değil önemli olan iyi film yapmaya niyet etmek. Türler elbette beğeniye açık şeylerdir ama iyi filmi herkes ayırt eder. Ben açıkçası insanların iyi filmleri ayırt edeceğine inanıyorum. Bugün veya yarın… Ekonomik performans elbette önemli ama bizim sinemamızıda bu kişisel bir geri dönüm. Size dönüyor para ya da yapımcıya. Ama kültürel bir duvara çarpmak istiyorsak ya da çıtayı yükseltmek istiyorsak ben kendimce akıllı komedi yapmak istiyorum. Yani içinde sinemanın unsurları olan komedi yapmak istiyorum. Benim filmlerimde sanat filminde çalışmış bir sürü insan çalışıyor. Ve bu insanlar bunu aşağılayarak ya da küçümseyerek yapmıyor. Orada da sanatını konuşturuyor. Herkes sanatını konuşturursa bu keskin ayrım ortadan kalkar.

– Bu bizim sinemamızın çarpıklığından kaynaklanıyor.

Bence sinemanın eğlenceli birşey olmasından sinemacı rahatsızlık duymamalı. Ama bunun yanında ucuzluk olmamalı. Yani akla her gelen şeyden film yapılmayacağını önce biz bilmeliyiz sonra seyirci. Ben her zaman seyircimin benden daha zeki olduğunu düşünerek yapıyorum sahnedeki işimi. Ve bu bana seyirciyle beraber bir gelişim sağlıyor. Bugün insanlar filmlerimden hoşnutsa bunun sayesindedir, seyirci önemsemekle ilgilidir bu. Ben Yavuz abinin çalışma ortamında da bu titizliği görüyorum.

Okan Yalabık

Av Mevsimi’nin çaylak polisi Okan Yalabık rolüne hazırlanmak için polis teşkilatında çalışan ve emekli olmuş insanlarla beraber çalıştığını, hatta gerçek silahla ateş bile ettiklerini söyledi.

– Yavuz Turgul’dan proje geliyor. Böyle özel bir isimden proje aldığınız zaman ne hissettiniz? Sizi cezbeden ne oldu?

Böyle bir projenin içerisinde olmak gerçekten çok önemli. Yavuz bey, Şener Şen, Cem Yılmaz ve diğer oyuncularla senaryoyu bir bütün olarak değerlendirdiğimizde böyle bir işin içinde olmayı tabiki çok istedim.

– Peki biraz rolünüzden bahseder misiniz?

Tabiki. Ben sosyol antropoloji yüksek lisansı yapan, seri cinayetlerle ilgili tez yazmakta olan ve bir taraftan da cinayet masasına yeni dahil olmuş çömez bir polis karakterini canlandırıyorum.

– Karakter için bir hazırlık aşaması geçirdiniz mi?

Zaten ekibe dahil olduktan sonra 1-1.5 ay kadar prova dönemi geçirdik. Hemen hemen hergün, senaryo çalışması devam ederken teşkilatta görev yapmış ve görev yapan danışmanlarımızdan destek aldık. Bir çok kaynaktan bilgi aldık.

– Şener Şen ve Cem Yılmaz’ın komedi gücü sete nasıl bir renk getirdi?

Şener Şen filmleriyle büyümüş ve Cem Yılmaz’ı çok beğenen biri olarak dolu dolu bir zaman geçirdiğimi söyleyebilirim. Sette herşey olması gerektiği gibi devam etti. Herkes sadece filme konsantre olmuştu. Yavuz Turgul’la çalışmak çok farklı. Sinemaya bakışı tecrübesi ile dolu dolu bir zaman geçirdik. Tecrübesinden faydalandım.

– Son dönemde filmlerin çoğunda aksiyon var. Siz filminizin aksiyon sahneleri için özel olarak hazırlandınız mı?

Tabii ki bir ön hazırlık yaptık. Hiç birşeyi sete bırakmadık. Zaten Yavuz bey

6 senedir bu proje üzerinde çalışıyor. Bir oyuncu olarak hiçbir zorlukla karşılaşmadık. Polisten yardım aldık. Poligona gidip gerçek bir silahla ateş ederek o hissi yaşadık.

– Av Mevsimi’ni bir gişe filmi olarak görebilir miyiz?

Filmleri gişe filmi ya da sanat filmi olarak kategorize etmek istemiyorum. Bence her filmin ayrı bir dünyası ve anlatmak istediği birşeyler var. Bizim filmimiz iyi bir film olmak derdinde bence.

– Dizi oyunculuğuna nasıl bakıyorsunuz?

Bence oyunculuk tek bir kavram. Dizi sinema ve tiyatro olarak ayırmaktan pek hoşlanmıyorum. Ama dizi oyunculuğu diye bir kavram var ne yazık ki. Ben oyunculuğa çok farklı bir disiplinle yaklaşıyorum.

– TV dizilerinde oynayan oyuncuların çalışma şartları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çalışma saatleri ve koşulları bakımından biraz daha disipline edilmesi gerekir.

– Oyuncuların yurt dışında sendikası var. Siz herhangi bir yere üye misiniz?

Bugün daha bununla ilgili bir toplantı yapıldı. Oyuncu sendikası ile ilgili bir hareket var. Sistem ve zaman ilerledikçe ihtiyaçlar ve talepler doluyor. Bir hareket oluşmaya başladı gibi. İnsanların eskisi kadar duyarsız olmadığını görüyorum.

– Av Mevsimi vizyona girecek bundan sonra sizin için yeni bir proje var mı?

Tiyatro olarak ‘Bayram’ adlı oyunumuz  ve eni başlayan Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle ilgili bir filmimiz var.

– Son dönemlerde dönem filmleri çok arttı ama kaliteleri tartışılır. Siz bunları nasıl yorumluyorsunuz hedeflerine ulaşıyorlar mı?

Son 5-6 yıla baktığımda ‘Hatırla Sevgili’ dizisi  ile başlayan bir süreç var. Hep dönem işleri içinde yer aldım, kendimce  sebeplerim var. O dönemi anlatan işler içinde bulunmaktan keyif alıyorum ama bu işleri yapmak çok önemli bir ön çalışma gerektiriyor. Biraz bu konuda eksik kalıyorlar bence.

Serdar Akbıyık  – Star Gazetesi

http://www.stargazete.com/roportaj/yazar/serdar-akbiyik/av-mevsiminin-dort-atlisi-313041.htm

286 defa okundu.

Av Mevsimi Yeni Fragmanı

19 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Videolar, Yazılar

Av Mevsimi Filminin Yeni Fragmanı

398 defa okundu.

Av Mevsimi Filmi Bitti.

25 Temmuz 2010 Yazan  
Kategori Genel, İnternet Haberleri, Yazılar

Yavuz Turgul’un altı yıl aradan sonra yönettiği ‘Av Mevsimi’ filmi; 8.5 hafta süren çekimlerin ardından bitti. Şener Şen, Cem Yılmaz ve Çetin Tekindor’un oynadığı film aralıkta vizyona girecek

Başrollerini Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Melisa Sözen ve Okan Yalabık’ın paylaştığı; Yavuz Turgul’un ‘Gönül Yarası’ filminden altı yıl sonra hayata geçirdiği ‘Av Mevsimi’ projesinin çekimleri tamamlandı. Daha çekimleri başlamadan büyük ilgi gören proje başlangıçta; oyuncuları nedeniyle komedi gibi algılandı.

8.5 HAFTADA ÇEKİLDİ
Yapımcılığı Fida Film ve Profilm tarafından üstlenilen ‘Av Mevsimi’nin ön çalışmaları 1 Mart 2010’daki okuma provalarıyla başladı. Filmin nisan ayında başlayan çekimleri 8.5 hafta sürdü. ‘Av Mevsimi’nin vizyon tarihi ise aralık olarak belirlendi.

İKİ KUŞAK BİRARADA
Görüntü yönetmenliğini Uğur İçbak’ın yaptığı filmin müzikleri; Tamer Çıray imzasını taşıyacak. 75 kişilik teknik ekiple, 35 mm olarak çekilen filmin sanat yönetmeni Sırma Bradley, kostüm tasarımcısı ise Gülümser Gürtunca. Filmde; Rıza Kocaoğlu, Mustafa Avkıran, Nergis Çorakçı, Mahir İpek, Emine Şans Umar ve Bartu Küçükçağlayan gibi, hem genç hem de deneyimli kuşağın önemli isimleri de yer aldı.

ÇOK ÖNEMLİ BİR HADİSE
‘Av Mevsimi’nde cinayet masası dedektifini canlandıran Cem Yılmaz, geçtiğimiz günlerde “2010’un çok önemli bir hadisesi olacak” dediği filmle ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Bir polisi oynamak, benim bütünüyle tür değiştirdiğim anlamına gelmiyor, fakat komedinin dışındaki projelerde de yer almak istediğim bir şeydi. Bugüne dek ‘Sizin bugün sahneniz bitti, eve gidebilirsiniz’ dedikleri tek film bu oldu.”

145 defa okundu.